BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  Aziz Nesin
 

Asıl adı “Mehmet Nusret” olan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915’te İstanbul Heybeliada’da doğdu. 1935 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirip Harp Okuluna geçti. 1937 yılında Ankara’da Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Trakya’da çadırlı ordugahta görev yaptı.


1942’de Erzurum Mustahkem Mevkii İstihkam Tb. Bölük Komutanlığına atandı. Bir bomba kazasında yaralandı. Erzincan’da depremde yıkılmış olan ordu cephaneliğinin boşaltılmasıyla görevlendirildi. 1944 yılında Ankara Harp Okulu’nda açılan ilk tank kursuna katıldı. Aynı yıl Zonguldak’ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla görevlendirildi.


Aziz Nesin, 1945 yılında askerlikten ayrıldı. Karagöz Gazetesinde ve Yedigün Dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaparak profesyonel yazarlığa başladı. Aynı yıl Tan gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başladı. İlk bağımsız eseri olan ‘Parti Kurmak Parti Vurmak’ adlı 16 sayfalık broşürü yine 1945’te çıktı.


1946’da Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa ve Gülmece gazetelerini çıkardı. Nesin, 1947 yılında yazılarından dolayı Bursa’ya sürgün edildi. İkinci kitabı Azizname’yi 1948’de çıkardı. Taşlamalardan oluşan bu kitap için İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda mahkumiyet almadı.

Başka bir yazısından dolayı açılan davada bu kadar şanslı olmadı Azizi Nesin; 1949 yılında İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk, birlikte Ankara’daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı iddiasıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi.


Aziz Nesin 1955 yılında İstanbul’daki azınlıkların ev ve dükkanlarının yıkımına karışmakla suçlandı ve sıkıyönetim tarafından tekrar tutuklandı. Daha sonra Halil Lütfü Dördüncü’nün ‘Yeni Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı.


1956 yılında İtalya’da (Bordighera’da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışmasında ilk ödülü olan Altın Palmiye’yi ‘Kazan Töreni’ adlı öyküsüyle kazandı. Ertesi yıl aynı ödülü ‘Fil Hamdi’ adlı Öyküsüyle ikinci kez kazandı. İlk ödülünü 1960 yılında devlet hazinesine bağışladı.


1961 yılında Tanin Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Aynı yıl Zübük adlı haftalık gülmece gazetesini de çıkarmaya başladı. 1962’de sahibi olduğu Düşün Yayınevi, sebebi bilinmeyen bir şekilde yandı.


İlk kez yurtdışına çıkışı 1965 yılında oldu. Pasaport alabildikten sonra davetli olduğu Berlin ve Weimar’daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı’na katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan’a gitti. Aziz Nesin ölümüne kadar yurt içinde ve dışında birçok ödül kazandı.

1972’de kimsesiz çocuklara yardım amaçlı Aziz Nesin Vakfı’nı kurdu. 1977 yılında Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı seçildi. İlk ciddi rahatsızlığını Rusya’da geçirdi; 1982 yılında Vietnam’daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova’da kalp hastalığından hastaneye kaldırıldı. Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi’nde bir ay kalarak tedavi gördü. 1985 yılında Tüyap’ın düzenlediği ‘Halkın Seçtiği Yılın Yazarı’ ödülünü kazandı.


Başarılı ve çok ödüllü yazarlarımızdan Aziz Nesin, 5 Temmuz 1995 yılında katıldığı Çeşme’deki bir imza günü sonrası, sabaha karşı öldü. Aziz Nesin ölümünden sonra ardında çok sayıda eser bıraktı

HİKAYE KİTAPLARI

Geriye Kalan (1948), İt Kuyruğu (1955), Yedek Parça (1955), Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Koltuk (1957), Kazan Töreni (1957), Toros Canavarı (1957), Deliler Boşandı (1957), Mahallenin Kısmeti (1957), Ölmüş Eşek (1957), Hangi Parti Kazanacak (1957), Havadan Sudan (1958), Bay Düdük (1958), Nazik Alet (1958), Gıdıgıdı (1959), Aferin (1959), Kördöğüşü (1959), Mahmut ile Nigar (1959), Gözüne Gözlük (1960), Ah Biz Eşekler (1960), Yüz Liraya Bir Deli (1961), Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961), Biz Adam Olmayız (1962), Sosyalizm Geliyor Savulun (1965), İhtilali Nasıl Yaptık (1965), Rıfat Bey Neden Kaçınıyor (1965), Yeşil Renkli Namus Gazı (1965), Bülbül Yuvası Evler (1968), Vatan Sağolsun (1968), Yaşasın Memleket (1969), Büyük Grev (1978), Hayvan Deyip Geçme (1980), 70 Yaşım Merhaba (1984), Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984), Maçinli Kız için Ev (1987), Nah Kalkınırsın (1988)

ROMANLARI

Kadın Olan Erkek (1955), Gol Kralı Sait Hopsait (1957), Erkek Sabahat (1957), Saçkıran (1959), Zübük (1961), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Tatlı Betüş (1974), Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977), Surname (1976), Tek Yol (1978)

ANILAR

Bir Sürgünün Hatıraları (1957), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. bölüm 1966, 2. bölüm 1976), Poliste (1967), Yokuşun Başı (1982), Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990)

MASALLAR

Memleketin Birinde (1953), Hoptirinam (1960), Uyusana Tosunum (1971), Aziz Dededen Masallar(1989)

TAŞLAMA

Azizname (1970) Fıkralar: Nutuk Makinası (1958), Az Gittik Uz Gittik (1959), Merhaba (1971), Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982), Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985), Korkudan Korkmak (1988)

GEZİ

Duyduk Duymadık Demeyin (1976), Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)

OYUNLAR

Biraz Gelir Misiniz (1958), Bir Şey Yap Met (1959), Toros Canavarı (1963), Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968), Çiçu (1970), Tut Elimden Rovni (1970), Hadi Öldürsene Canikom (1970), Beş Kısa Oyun (1979). Bütün Oyunları (Adam Yayınları) (1982), (Barbaros’un Torunu, Hakkımı Ver Hakkı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyunları basılmadı)

 

ŞİİR KİTAPLARI

Sondan Başa (1984),

Seviye On Ölüme Beş Kala (1986),

Kendini Yakalamak (1988),

Hoşçakalın (1990),

Sivas Acısı (1995)

 

ŞİİRLERİNDEN BAZILARI....

 

YAĞMUR  GEMİLERİ

   
O gemiler ki yağmur taşır,  

Gece sabaha karşı birden

Korkularımıza bulaşır,

Gök gürültüsüyle derinden.

O gemiler ki yağmur taşır,

Gözümüz kamaşır şimşeğinden..

 

            O gemiler ki başkalaşır

            Çelişkinin diyalektiğinden,

            Gücü çok sonra anlaşılır

            İnsana eklediğinden.

            O gemiler ki başkalaşır,

            gelişir değiştirdiğinden..

 

O gemiler ki şafağa ulaşır,

Ümitlerimizin ateşinden,

Devrimden devrime yanaşır,

Nasıl da büyür kendiliğinden.

O gemiler ki şafağa ulaşır,

Bir çığlık gibi Bedreddin'den...

 

67.YAŞ

 

Benim doğduğum gün

Günler uzamaya başlar

Öyle bir öleceğim ki

Geceler uzamaya başlayacak.

Ve öyle bir öleceğim ki

Günlerle gecelerden başka

Hiç kimse öldüğümü anlamayacak..

 

BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ

 

Bütün anneler, annelerin en güzeli,

Sen, en güzellerin güzeli.

On üçünde evlendin,

On beşinde beni doğurdun,

Yirmi altı yaşındaydın,

Yaşamadan öldün.

Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum.

Bir resmin bile yok bende,

Fotoğraf çektirmek günahtı.

Ne sinema seyrettin, ne tiyatro.

Elektrik, havagazı, su, soba,

Ve karyola bile yoktu evinde.

Denize giremedin,

Okuma yazma bilmedin.

Güzel gözlerin,

Kara peçenin arkasından baktı dünyaya.

Yirmi altı yaşındayken

Yaşamadan öldün...

Anneler artık yaşamadan ölmeyecek...

Böyle gelmiş,

Ama böyle gitmeyecek!

 

ÇOCUKLARIMA

 

Diyelim ıslık çalacaksın ıslık

Sen ıslık çalınca

Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes

Kimse çalamamalı senin gibi güzel.

 

Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın

Senden önce kimse saymamış olmalı

Senin saydığın gibi doğru ve güzel

Hem dalgaları hem saymasını severek.

 

De ki sinek avlıyorsun sinek

En usta sinek avcısı olmalısın

Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta

Örgüt yoksa seninle başlamalı.                                 

 

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun

Düşün düşünebildiğince üç boyutlu

Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya

Sanki senden önce düşünen hiç olmamış.

 

Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun

Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum

Düşlerini som somut görüp şaşsınlar

Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler.

 

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum

Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz

De ki bütün işe yarayanlar

İşe yaramaz sanılanlardan çıkar.

 

SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

   
Seziyorum ki kaçacaksın..

Yalvaramam, koşamam

Ama sesini bırak bende.

                        Biliyorum ki kopacaksın

                        Tutamam saçlarından

                        Ama kokunu bırak bende.

Anlıyorum ki ayrılacaksın

Çok yıkkınım, yıkılamam.

Ama rengini bırak bende.

                        Duyumsuyorum ki yiteceksin

                        En büyük acım olacak

                        Ama ısını bırak bende.

Ayrımsıyorum ki unutacaksın

Acı kurşun bir okyanus

Ama tadını bırak bende.

                        Nasıl olsa gideceksin

                        Hakkım yok durdurmaya

                        Ama kendini bırak bende...

 

BAĞIŞLA

   
Ya zamanından çok erken gelirim,

Dünyaya geldiğim gibi.

Ya zamanından çok geç,

Seni bu yaşta sevdiğim gibi.

 

Mutluluğa hep geç kalırım,

Hep erken giderim mutsuzluğa.

Ya herşey bitmiştir çoktan,

Ya hiçbir şey başlamamış.

 

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın

Ölüme erken, seviye geç.

Yine gecikmişim, bağışla sevgilim

Seviye on kala, ölüme beş...

 

ÖLÜME EĞİLMEK

 
Uyumaya değil
Rüyalarıma gidiyorum
Orada yaşayacağım isteğimce
Uyanıkken hiç yaşayamadığım
Hepsi de gençti güzeldi
Sevdim sevildim diye aldanarak
Son gördüğüm onlar olacak
Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım
Ölüme değil
Sonsuzluğa gidiyorum
Orda dinleneceğim gönlümce
Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim
Kalemim yine elimde
Kağıtlarım da önümde
Son uykusunda düşecek başım
Sağlığımda hiç eğmediğim ...

 

SEVGİ DURAĞI

 

Söz verdiğimiz yerde buluştuk

Söz verdiğimiz zamanda değil.

Ben yirmi yıl erken gelip bekledim

sen geldin yirmi yıl geç.

Ben seni beklemekten yaşlıyım,

sense beklettiğin için genç ...

 

ARKADAŞIM BADEM AĞACI

 
Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış ,
Açarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü ..
Bir güler yüz , bir tatlı söz ,
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel ,
Beni karasevda ...
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koo desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya ...

 

SON  İSTEK

 
Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil ...
            Yol altında kalacaksam
            Gelin arabaları geçsin üstümden
            Çelik paletler değil ...
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil ...
            Kerpiç yapacaksanız beni
            Okullarda kullanın
            Cezaevlerinde değil ...
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil ...
            Kalem yapın beni kalem
            Şiirler yazan sevi üstüne
            Ölüm kararı değil ...
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarla değil ...
 

 

BOŞUNA

 

Sen yoksun,

Boşuna yağıyor yağmur,

Birlikte ıslanmayacağız ki..

Boşuna bu nehir ,

Çırpınıp pırpırlanması,

Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki..

Uzar uzar gider,

Boşuna yorulur yollar,

Birlikte yürüyemiyeceğiz ki..

Özlemler de ayrılıklar da boşuna,

Öyle uzaklardayız,

Birlikte ağlayamayacağız ki..

Seviyorum seni boşuna,

Boşuna yaşıyorum,

Yaşamı bölüşemiyeceğiz ki...

 

ŞİİRE  TUTUNMAK

 

 
Yok başka hiçbir umarın

En granit kayanın en ortasında

Balta girmemiş karanlıklarında kıpırtısız

Ya ölmektir kurtuluşun,

Ya da şiir tutunmak.


O en gergin tele şöyle bir dokun

Son tınıyla tel kopsun

Ayak sesleri duyulsun ölümün

Her yanın, her yönün çıkmaz

Nereye baksan yok

Hiç bile herşey sayılır o bulunduğun yerde

Kurtarırsa kurtarır ancak

Yine şiire tutunmak...

 

MERAK

  

İçimde bir merak

öyle bir merak ki,

ölümümden bir ay sonra

bir güncük yaşamak

ve

dostu düşmanı

suç üstü yakalamak... 

 

SUSARAK

 

 

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş,

Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..

Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz.

Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..

Hiç bir biçim kalmamiş dünyada denenmedik,

Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde..

Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor,

Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim,

Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde ...

 

GÜNEŞ DOĞUNCA

 

 

O çırılçıplak gecede

Sen sendin, ben de ben.

Bütün gece güneş açtık öpüşlerden.

Gün doğunca ne oldu birden

O sabah kendi soğuğumuzdan

Kar yağdırdık güneşten

hep o korkuydu içimdeki

Ya sen de sen değilsen...

 

YAŞA SEN !

 

 

Her şeye boşver, dolu dolu yaşa.

Madem ki bir aşkın var, ne güzel, tadını çıkar...

            Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi

            yazmışsın bana...

Her şeye boşver ve aşkı yaşa...

İlle de büyük aşk olması gerekmez;

yaşanan her aşk büyüktür, yeter ki tadını çıkarmasını bil...

            Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden,

            günü gününe sev, sevginin tadını çıkar...

Sevgide geleceği düşünürsen aşkı, bombok edersin. Sakın haaa...

Sonsuz, monsuz diye karşındakinin başını yeme...

            Her şeye boşver; öylesine sev ki,

            sevdiğini bile umursama, salt kendin için sev,

            bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle...

Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın

sevgiler kalır sonunda, ne şu, ne de bu...

            Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan

            - ne yazık ki gerekli olan- gereklerdir.                 

Aslolan aşktır yaşamda...

            Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye

            aşkı yaşayarak sev...

İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme...

İster sürer, ister sürmez... Sen o anı yaşa yeter ki...

            Yitirdiğin zaman; yaşadıklarını kazanmış olacaksın...

            Sonunda elbet yitireceksin, ama yitireceğini hiç

            düşünme; çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da...

Anılar kazanıyorsun daha ne...

İç o zaman, sarhoş ol...

            Yüce şeyler düşünme severken,

            sevgiyi berbat edersin; çünkü sevginin

            kendisinden daha yüce bir şey olamaz..

Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan...

Sakın kuşkulara kapılma.

Karşındakini didikleme, yiyip bitirme...

            Türk gelenekleri, görenekleri öyle...

            Sakın bu aptallığı yapma...

Severken yirmi yıl sonrasını değil,

yirmi dakika sonrasını bile düşünme,

sevinin içine edersin...

            An an yaşa, derin derin hem de...

            Afferin sana...                                               

Çok sevindim. İşe güce boşver.

Artık sana ne Surname'yi,

ne de başka şeyi soruyorum.

            Keyfince yaşa, sev... Sevildikçe sev,

            sevilmeyince de tastamam boşver ve

            o zaman o güzelim yalnızlığına sarıl...

O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir

ve sonunda onun koynuna girmek için

kendi kollarımızla kendimizi sararız...

            O zaman da hiç üzülmeyeceksin.

            Çünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız var;

            günün birinde anamız bile bizi bırakır gider

            ama o yalnızlığımız, biz yaşadıkça bizi hiç bırakmaz...

Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev!

            Hadi, sevgiyle öperim.

            Yaşa sen !

 

ACININ DUVARI ASILINCA

 

Kendisi çatlamadan

Toprağı çatlatamaz tohum

Asmışım sinirini mutsuzluğun

Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum

Acısını artık duyamıyorum

Ki kendim öyle bir acı olmuşum

Nasıl görmezse göz kendini

Kendimi arıyor bulamıyorum

 

AŞK ÜZRE

 

Sevişirken yılan bile dokunmaz

Tapınmakta aşktan saygın olamaz

Sevda üzre yıldırım olsa çarpmaz

İstiyorsan uzak kalmak ölümden

Hep aşk üzre olmalısın a caanım

Ki ölüm de sevişirken kıyamaz..

 

ÇOĞALMAK

 

Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık

Yalnızladıkça birbirimizi

Haydi çoğalalım

Çoğaltarak kendimizi

Bir canım çoğal da bin can ol

Isıt yaşlıların yalnızlıklarını ilinsin üşümüşlüğü bırakılmışların

Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz

Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz

Çoğal gözlerim çoğal

Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız

Ellerime tutunun ellerime çoğalın

Okşayın sevecenlikle çocukları

Hıçkırırlarken uykularında bile..

 

KENDİME ÖĞÜT

 

Uslanma hiç hep deli kal

Büyüme sakın çocuk kal

Es deli deli böyle kal

Son harmanında sevdanın

Tüken toz toz savrula kal

Suçüstü bulmalı ölüm

Ölürken de sevdalı kal...

 

OKUL

 

Mapus damı bana çok şey öğretti

Ama en çok sabretmeyi

Yalnızken kalabalık olmayı

Kalabalıktayken de kendimle kalmayı

Ve sürekli kavga edip

Durmadan kendimle barışmayı

Hiç gocunup yüksünmeden

İhanetlere katlanmayı

Beş metrede beşbin metreyi yürümeyi

Ve duvarların darlığında

Dünyaları dolaşmayı

Ve hepsinden de çok

Bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi

İnsan olmayı insan olmayı…

 

ZORLA

 

Kendiliğimden şiir yazmadım

Şiir yazdırttı kendini

Hiçbir seviyi ben bırakmadım

Seviler bıraktırttı kendini.

 

Kaçmadığıma bakmayın siz

Döğüştümse namus deyip

Hiçbir kavgayı ben çıkarmadım

Kavgaya zorladılar beni.

 

Bu amansız yarışa kendim girmedim

Soluk soluğa yarışta buldum kendimi

Gönüllü katılmadım hiçbirine

İstesem de istemesem de yarışa kattılar beni.

 

Biliyorum ki yazılan artık yaşanmaz

Ben yazmak istemedim

Yaşamak istedim sevgimi

Kendileri yazdırttılar kendilerini

 

BENDE KAL

 

Bir tohum verdin

çiçeğini al

Bir çekirdek verdin

Ağacını al

Bir dal verdin

Ormanını al

Dünyamı verdim sana

Bende kal..

 

EN GÜZEL

 

Bu müze var ya bu müze

Seninle gezerken güzel.

Kimseler yoksa salonda

Seni öpmek en güzel.

Bu rakı var ya bu rakı

Seninle içerken güzel.

Kimler olursa olsun varsın

Rakılı ağzından öpmek en güzel.

İşte bu dünya var ya bu dünya

Seninle yaşarken güzel.

Sen varsın ya sen

Ancak benimleysen güzel ..

 

YUVA

 

Yanyana geldikçe daha uzak

Birlikteyken daha kimsesiz

Bir ağırı sızım sızım yeri belirsiz

O da yalnız

Ben de yalnız

Acılar tütüyor bacamızdan

Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz

Duvar olduk kendimize kendimiz

Ne yana dönsek

Kendimize çarparız.

...

 

Nasıl anlatılıyordu o duygu

Sözler tozpempeydi

Susmalar uçuk mavi

Nerde benim belleğim

Unutmuşum o en çok bildiğim sözü

Bu gece ellerim bile dilsiz

Konuştukça zehir yeşili

Sustukça zifirden karanlık..

 

SERÜVEN

 

Nasıl bittiyse bundan öncekiler

Bu da biter.

Bite bite

Sonunda ben de biterim

Olur biter.

 

HEPSİ AYNI

 

Kaç sevgiliyi sonuncu saydıysam

Hepsi de aynı kadındı

Bilmiyorlardı kendilerini

Ama ben biliyordum

Çünkü hep aynı bendim.

Kaç kadını seviyorum dedimse

Hepsi de aynı kadındı

Bilmiyorlardı birbirlerini

Ama ben biliyordum

Çünkü hepsini seviyordum.

Kaç kadın ihanet ettiyse

Hepsi de aynı kadındı

Bilmiyorlardı kaç yaram olduğunu

Ama ben biliyordum

Çünkü vurulan hep bendim.

 

ASLINDA BU DENLİ GÜZEL KOKMAZ

 

Aslında bu denli güzel kokmaz hiç bir karanfil,

Onda seni kokladığımdan bunca güzel.

Aslında bu denli güzel olmaz hiç bir Sarıyer,

Orda seni öptüğümden bunca güzel.

Aslında bunca güzel olmaz hiç bir dünya,

Seni sevdiğim için dünya da böyle güzel.

Aslında bu denli deli değildim sor kime istersen,

Sevince seni delilik bile bak ne güzel.

Aslında sen dünya güzeli değilsin,

Sevdiğim için dünyada tek güzelsin...

 

İNSANLAR GİDER

 

insanlar gider şarkıları kalır

şarkılar var uzun

yüzyıllar dolanır

şarkılar var kısa

söylendiği yerde kalır

şarkılar var benim şarkılarım

söyletmezler içimde kalır.

 

DERİNLİK ÇEKİMİ  I

 

Yükseklerden bakamıyorum

Korkuyorum

Derinlik çekiyor kendine

Düşecekmişim gibi içimin derinliğine

Başım dönüyor yükseklerden

Çekiyorum beni kendi derinliklerime..

 

DERİNLİK ÇEKİMİ  II

 

En derini dünyanın kendi uçurumum

Başım dönüyor içimin derinliğinden

Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım

Kendimi kendi içime atacağım.

 

Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte

Uçakların da füzelerin de

Bütün o sınırları aşacağım

Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım.

 

Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum

Gözlerim kararıyor içime bakınca

Atıp kendimi kendime

Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım..

 

EN UZUN MARATON

 

Yüz metrede beni herkes geçer

Dörtyüz metrede pek çokları

Geçer çoğu sekiz yüz metrede

Ama ben bırakmam yarışı.

            Beni bin metrede geçersin

            Ben yine koşarım

            On bin metrede öndesin

            Koşarım ben yine

            Yirmi kilometrede geçersin

            Hep koşmaktayım.

Otuz kilometrede

Kırk kilometrede de geçersin

Ben koşuyorum hâlâ

Ama ellinci

Yada altmışıncı kilometrede

Soluğun tükenip bir yerde

Dayanamaz düşersin.

            Bak koşuyorum hâlâ

            Çünkü ben bir yaşam maratoncusuyum

            Bu yüzden yaşamın en yalnızıyım

            Bu sonsuz yarışın sonunda

            Beni geçemezsin

            Ölümün en büyük ödül olduğunu bilemezsin

            Yine ben olurum ilk göğüsleyen ölümü..

 

SÖZ

 

 

Bilirsiniz sözümde hep durmuşumdur duracağım

Sevgilime söz verdim ben yirmi yıl yaşayacağım

Düşmanlarım sevinmesin yirmi yıl sonra yok diye

Belli değil yirmi yıla ne zaman başlayacağım..

 

SUSARAK

 

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..

Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..

Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..

Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..

Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...

Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....

Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...

Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...

Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....

 

YAŞIYORUM DEMEK

 

Çok merak ediyorum kendimi

Başıma birşey mi geldi

Öldüm mü kaldım mı

Hiçbir haber yok kendimden.

 

Bu sabah kapımı çaldım

Kapıyı açan kendim

Bir süre kendime baktım

Bu güleç yüz bendim.

 

Oh ne güzel bir sabah

Bugün de yaşıyorum demek

Benden başka yok kimsem

Beni merak edecek.

 

HOŞÇAKAL GÜZEL DÜNYAM

 

Hiç kimse buyur etmedi beni

Bu dünyada hiçbir yere

Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek

Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak

Buyrun dediler o zaman incelikle

Buyur ettiler

Ve

Buyurdum.

 

Elimden geldiğince görevimi yaptım

Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak

Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum

Artık kapılar açık kalsın

Bundan sonra gireceklere

Şimdi dinlenmeye gidiyorum

Hoşcakal güzel dünyam…

 

YÜZÜN.....

 

Güz sabahı buğusunda

bir salkım üzüm mü avuçlarımdaki ne?

Ay ışığı yansıyor yüzüne.

Ben böyle bulutsu yüzü, ben böyle ışıksı yüzü

bir on yedi yaşındakinde gördüm,

bir de şimdi düşümde.

 

BOĞULAN ŞAİR

 

Senin seyircilerin düşman

Senin yargıcıların düşman

Öylesine yenmek zorundasın ki

Kıl payı bırakmadan.

 

Sayısız genlerle donatmalısın

İmgeden kristallerini

Ki kamaşsın gözleri

Yüreğinden yansıyan ışıltılardan.

 

Elmasını öyle yontmalısın ki sözcüklerden

Bakırı kükürdü çevirip altına

Ki gözlerini alsınlar da kör olsunlar

Kanının akkora kesmiş parıltılarından.                 

 

Her şair gibi değilsin sen

İşin zor ki ne zor

Yargıcıların bakışlarında parlıyor

Keskin dişleri köpekbalıklarının.

Her şairin bir çalgısı var

Senin tek çalgından duyulmalı orkestralar.

 

Her şair senin gibi değil

İşin zor ki ne zor.

Seyircilerin tırnakları sende

Yargıcıların dişleri sende

Her şairin bir sesi var

Senin sesinden haykırmalı korolar.

 

Yine de yenik sayarlarsa

Yok sayarlarsa yine de

Öylesine yok olmalısın

Taksınlar nişan diye cinayetlerini

Şiirin koynundayken suç üstünde

Seni boğdukları zaman..

 

DİRİLİŞ..

 

Gittikçe artıyor yerçekimi

Çek elimden,

Kurtarsın yerçekiminden

Aşkın çekimi...

 

Akıyorum aşağılara sızım sızım

Duyuyorum içimdeki derinlikleri

Öpe öpe çek çıkar,

Soluğunla dirilt beni..

 

Kumsaldan nasıl sızarsa sular

Çöküyorum dibe azar azar

Dağılıp parçalanıp ayrılıyorum

Topla beni tut beni...

 

Yağmurca gözyaşlarınca

Aşağı aşağı çizgilerim

al avuç avuç fırlat gökyüzüne

Yeniden yarat beni...

 

YOKLUĞUNDAKİ SEN

 

Yine yalnız değilim her zamanki gibi

Bu Uzakdoğu gecesinde yokluğunlayım.

 

Aramızda yirmi beş bin kilometre

Sen kıştasın ben yazdayım

Sen bir yarısında dünyanın

Ben öte yarısındayım

Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun

Daha da bir gönlümcesin

Varlığından bin kat güzel

O yalımsal çıplaklığın yalaz yalaz

Ve en gizlerden konuşurken ellerin

İçimden gelmiyor mektup yazmak demeden

Sevişiyoruz yirmi beş bin kilometreden.

 

YOK

 

Kitabımı sana adamak istedim

Gözlerine baktım

Gözlerin yok,

Öpmek istedim

Yüzüne baktım

Yüzün yok,

Tutmak istedim elini

Elin yok,

Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok

Anlat bana bişey anlat

Dilin yok,

Haydi yanyana yanın yok

Kitabımı sana adamak istedim

Adın yok.

Güvercin getirdi şiirimi geriye

Bu dünyada anlattığın kadın yok ....

 

SOL EL KONÇERTOSU

 

Demek yazamadan

Demek okuyamadan

Demek konuşamadan

Hem de ölmeden yaşanabilirmiş.

Ama sevmeden yaşanamıyor Üçgülüm

Bir ölüyle bir canlı

Bir bedeni bölüştük

Sağ yanım ölmüş

Sol yanım capcanlı

Demek yazamadan

Demek okuyamadan

Demek konuşamadan.

Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum

Yaşayabildiğim için sevmiyorum

Sevdiğim için yaşıyorum

Bir kolum bir elim bir bacağım ve dilim tutmuyor

Öyle bir sevgi var ki içimde

O beni hâlâ diri tutuyor

Yazamasam da okuyamasam da konuşamasam da,

Seviyorum seni Üçgülüm

Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum..

 

SİVAS ACISI

 

Ben tanırım

Bu bulut bizim oranın bulutu

Hemşeriyiz ne de olsa

Benim için kalkmış ta Sivas'tan gelmiş

Yurdumun bulutu

Başımın üstünde yeri var.

 

Ben bilirim

Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı

Hemşerimiz ne de olsa

Benim için kopup gelmiş yayladan

Yurdumun rüzgârı

Kurutsun diye akan kanlarım.

 

Ben anlarım

Bu acı bizim ora işi hançer acısı

Bir ülkedeniz ne de olsa

Aynı dili konuşsak da

Anlamayız birbirimizi

Hançerin nakışı

Tanıdım acısından Sivas işi.                                    

 

Ben duyarım duyumsarım

Bizim oranın sızısı bu

Binip kara bir buluta Sivas ilinden

Sivas rüzgârında uçup gelmiş

Helallik dilemeye.

 

Ey yüreğimin onmaz acıları

Ey beynimin dinmez sancıları

Suç ne bende ne de sende

Suç seni karanlıklara gömenlerde

Ne de olsa yurttaşımsın

Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne

Bilmelisin bir yerin var can evimde.

 

DAR  DÜNYA

 

Yüreğim gövdeme sığmıyor,

Gövdem odama.

Odam evime sığmıyor,

Evim dünyaya.

Dünyam evrene sığmıyor,

Patlayacağım.

 

Acımın acısından susmuşum,

Ki suskunluğum göklere sığmıyor.

Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım?

Gönül dar geliyor sevgime,

Kafam beynime,

Ah şakaklarım,

Çatlayacağım.

Anladım artık anladım,

Kimselere anlatamayacağım...

 

 

 

 

 
  Bugün 1027294 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!