Bir yılı daha gerinizde bırakıyorsunuz ve
yeni bir yılı kucaklamaya hazırlanıyorsunuz..
Her ne kadar zaman boyutsuz ve sınırsız olsa da yıl dönümleri yine de geçmiş ve gelecek arasındaki hesaplaşma açısından önemli bir an...
Bu yıl neler yapmak istemiştiniz, neleri yapabildiniz...
Yaşanan süprizler, sevinçler, hatalar, üzüntüler...
Yeni yıla girerken kendinize 2 dakika ayırıp yaşamınız üzerine düşünmeye ne dersiniz?
Bir yıl boyunca yaptığımız aktivitelerin
toplam saati kaç gün ediyor biliyor musunuz?
122 gün boyunca uyuyoruz
30 gün boyunca yemek yiyoruz
8 gün boyunca tuvalete gidiyoruz
23 gün boyunca kişisel temizliğimizle uğraşıyoruz
30 gün boyunca yolda geçiriyoruz
11 gün boyunca alışveriş yapıyoruz
9 gün boyunca telefonla konuşuyoruz
61 gün boyunca TV seyrediyoruz
4 gün boyunca hasta yatıyoruz
46 gün boyunca ev işleri ile uğraşıyoruz
11 gün boyunca gazete okuyoruz.
BUNLARI HİÇ YAPTINIZ MI?
- En azından 1 günü tamamen kendinize ayırın
- En azından bir kez hiç bilmediğiniz bir dilde
“seni seviyorum” demeyi öğrenin.
- En azından bir kez kendinize ya da bir sevdiğinize
mumlarla dolu bir doğum günü pastası alın.
- En azından bir kez duşta şarkı söyleyin.
- En azından bir kez duygularınıza engel olmayın.
Bırakın gözyaşlarınız süzülsün.
- En azından bir kez bir aşk şiiri okuyun.
- En azından bir kez yüksek sesle gülün.
- En azından uzun zamandır aramadığınız
bir arkadaşınızı arayın.
- En azından bir kez kentin farklı bir mekanını öğrenin.
- En azından bir kez güneşin doğuşunu seyredin.
- En azından dargın olduğunuz bir kişi ile barışın.
- En azından bir kez birisine onu sevdiğinizi söyleyin.
- En azından bir kez hayal kurun.
- En azından bir kez trafikte birisine yol verin.
- En azından bir kez yastık kavgası ya da su savaşı yapın.
- En azından bir kez yıldızlı bir gecede gökyüzüne bakın
- En azından bir kez birisine gülümseyin
- En azından bir kez kuşlara yem verin.
- En azından bir kez yaşlı bir insana yardımcı olun.
- En azından bir kez işinizden eve farklı bir yoldan gidin.
- En azından bir kez bir yoksula yardım edin.
- En azından bir kez bir eşyanızı birisi ile paylaşın.
- En azından bir kez birisine sarılın.
- En azından bir kez “Birisinin yaşamını zorlaştırıyor muyum?”
diye kendinize sorun.
Noel ağacının kökeni…
Eski Türk kabilesi geleneği mi?
Türklerin Orta Asya'dan göç etmeden önce ve tek tanrılı dinlere geçmelerinde önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" bulunuyor. Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen'in sarayına kadar uzuyor ve buna "hayat ağacı" diyorlar. bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde bulabiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece, gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra da gün, geceyi yenerek zafer kazanıyor. Bu, güneşin yeniden doğuşu; bir "yeni doğum" olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı "nardugan". "nar=güneş", "tugan/dugan" da "doğan". Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu Türkler, büyük şenliklerle "akçam ağacı" altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi, diye Ülgen'e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin, diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar; dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar tanrıdan. İnanca göre, bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için evler temizleniyor ve güzel giysiler giyiliyor; ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyükbabalar ve nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar (Yedikleri, yaş ve kuru meyveler yanında, özel bir yemek ve bir tür de şekerleme). Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömrün çoğalacağına, uğur geleceğine inanıyorlar. Yazılana göre, "akçam ağacı" sadece Orta Asya'da yetişiyormuş. Mesela, Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden, bu olay Türklerden Hıristiyanlara geçmiştir; Hıristiyanlar, Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek almışlardır bu töreni, deniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok! Doğum, güneşin yeniden doğuşu.
İsa evrenin nuru olarak algılanır ve bu olayın pagan halklardan alınıp İsa'ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternet'te yazıldığına göre, imparator Konstantin (324-337) zamanında İznik'te toplanan ilk Ekümenik konsülde, 22 Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan bu "pagan bayramı" İsa'nın doğumu olarak 24 Aralık'a alınıyor ve buna da "Noel bayramı" deniyor (Batı kilisesi, 25 Aralık'ta kutluyorlar) . Çam süsleme ise, ilk olarak 1605'te Almanya'da görülüyor ve oradan Fransa'ya geçiyor.
Dr. Muazzez İlmiye Çığ
Sumerolog