BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  Felsefe Hayatımızı Nasıl Değiştirir - Lou MARINOFF
 

 KİTABIN ADI : FELSEFE HAYATINIZI NASIL DEĞİŞTİRİR? 

YAZARI         : LOU MARINOFF

 

1.    Bu da başka bir örnek:19.yüzyılın sonlarında New York eyaletinde (ABD ve Britanya’da başka yerler gibi) devlet hizmetinde çalışmak isteyenlerin kafatası bilgisi sınavından geçmeleri gerekiyordu. Kafatası bilimi, görünüşte insanların kişilik özelliklerini kafataslarındaki yumrulara bakarak teşhis eden bir bilim dalıydı. Sol kulağınızın arkasında bir yumru olması cesur biri olduğunuzu, sağ kulağınızın arkasında olması ise bencil olduğunuzu gösteriyordu. Kafatasının çeşitli yerlerindeki yumrulara göre sayısız karakter özelliği belirleniyordu. Ama kafatası biliminin tamamen asılsız olduğu ortaya çıktı. Siyasi ve sosyal kontrol gücü de neyse ki kısa sürdü.

2.    İçinde bulunduğunuz şartları her zaman değiştiremezsiniz ama onları algılama biçiminizi her zaman değiştirebilirsiniz. İçinde bulunduğunuz şartları nasıl değerlendirdiğiniz, hayat felsefenizdir.

3.    Bazen bir konu hakkında kime danışmanız gerektiğini önceden bilemezsiniz ve deneme-yanılma yoluna gitmeniz gerekir. Felsefi açıdan bu sizi bir “ampirist” yapar. Yani önemli dersleri deneyim ve yaşantı yoluyla öğrenmeniz gerekir. Fikirleri size yardımcı olan bir disiplin bulursanız, büyük ihtimalle ona inanıp arkadaşlarınıza tavsiye edersiniz. Felsefi açıdan bu sizi bir “pragmatist” yapar. Yani bir şeye pratikte işe yaradığı için inanırsınız.

4.    İnsanoğlunun tavırlarını değiştirerek hayatını değiştirebileceği, benim neslimin en büyük keşfidir. (William James)

5.    Toplamda bilinciniz, düşünmenizi sağlayan kaynaktır ve aynı zamanda düşünce için sınırsız miktarda besin tüketir. Bazıları diğerlerinden daha zehirli olan her çeşit besin tüketir. Niyetler, istekler, esinler, önyargılar, fikirler, tutkular. Net bir düşünce istiyorsanız zihninizi olabilecek en sağlıklı besinlerle beslemelisiniz. Bu besin, felsefedir ; yani abur-cubur fikirler değil, büyük fikirlerdir.

6.    Hayat her zaman sizi değiştirmeye hazırdır. Siz ne zaman hayatınızı değiştirmeye hazır olacaksınız?

7.    Aynı zamanda evrensel bir kanun olmasını istediğin söze ya da kurala göre davran. (Immanuel Kant)

8.    Hiçbir süreç yüzde yüz akılcı değildir.

9.    Her insan kabul edilmiş olanı değil, doğru olanı uygulamaya çalışmalıdır. (Aristo)

10.  Dinler, insanların taşıyabileceğinden çok daha fazla umut vaat eder.

11.  Objektivist Ahlak: Açık görüşlü bencilli felsefesi. Ortak ihtiyaç ve istekler uzun vadede toplumun yararına olsa bile, kişisel ihtiyaç ve istekler, ortak ihtiyaç ve isteklere üstün tutulur. Bu görüşün en ünlü savunucusu Ayn Rand’dır. Rand, başkalarına yardım ettiğimizde bile kendi çıkarımız adına davrandığımızı söyler.

12.  Bir toplumun “ortak çıkarı” üyelerinin bireysel çıkarından ayrı ve üstün tutulursa, bazılarının çıkarları, diğerlerinin çıkarlarından önce geliyor ve o diğerleri kurbanlık koyun yerine koyuluyor demektir. (Ayn Rand)

13.  Karıncalar, arılar ve eşek arıları, kovanın ya da yuvanın iyiliği adına kendilerini kurban ederken fedakarlık yapmazlar, sadece sosyal bağlam içinde biyolojik programlarını izlerler. Benzer şekilde köpekbalıkları, akrepler, kobralar ve diğer tehlikeli hayvanlar tehlikeli oldukları için “kötü” değildirler; sadece bu şekilde yaratılmışlardır ve başka türlü davranamazlar. Bu canlılardan hiç biri ahlaki bir seçim yapamaz. Sadece maymunlarda hile, aldatma ve insanlardaki oturmuş ahlaklılık ya da ahlaksızlığın ilk örnekleri olan diğer davranışları görebiliriz.

14.  …yakın ve uzak olanlar arasında ayrım yapılmayan bir toplumda adalet sadece adalet olarak kalır ve en yakını kayırmak da imkansızdır.

15.  Bu yaklaşımın zayıflığını yine benzer bir söylemle dini fanatizmde de görebiliriz: Dindar aracı görüşü. Eğer dini bir otorite yasalar koyar ve siz de sorgulamadan bu yasalara boyun eğerseniz bir “dini aracı” olursunuz. Başkalarına yardım etmek için kullanıldığında bu durum iyi olabilir. Ama düşünün ki; Tanrı’nın halka açık ve kalabalık bir yerde bomba patlatmanızı, kürtaj yapan bir doktoru öldürmenizi veya sizin görüşlerinizi paylaşmayan birine saldırmanızı emrettiğine inanmaya başladınız. İlahi emirlere uydunuz ve bu yüzden haklı mısınız? İnsan hayatına karşı duyarsızlaşmak, acı verme isteği ve ölümü yüceltmek iyi şeyler mi? Tanrı’nın bu tür şeyleri emrettiğini söylemek savunulamaz. Bu yüzden radikal dini ahlakçılık her zaman iyiye yöneltmez, aslında kötülüğe yol açar ve destek olur. Sadakat övgüye layık bir niteliktir ama aşk gibi, gözü genellikle kördür.

16.  Adolf Hitler’in Almanya’da yaptığı her şeyin “yasal” ve Macaristan’daki Macar özgürlük savaşçılarının yaptığı her şeyin “yasalara aykırı” olduğunu asla unutmamalıyız. (M.L.King)

17.  Ruhun, çoğu zaman bir savaş alanıdır. Mantığın ve sağduyun, tutku ve arzularına karşı savaş verir. (Halil Cibran)

18.  Tutkunuzla hareket edecekseniz, bırakın dizginleri mantığınız tutsun. (Benjamin Franklin)

19.  Aşk ciddi bir akıl hastalığıdır. (Platon)

20.  Daha modern bir çağda Simone de Beauvoir neredeyse aynı deneyimi yaşamıştı. Menopozdan sonra dünyayı birdenbire sanki yoğun bir sis kalkmışçasına, net bir biçimde görmeye başladığını söylemişti.

21.  Her insan kendisini tamamen mantıklı olduğunu ama diğerlerinin çok mantıksız hareket ettiğini düşünür. Thomas Hobbes, insanların birbirlerinin güzelliğini, zenginliğini, gücünü, etkinliğini, başarısını ve bunun gibi özelliklerini kıskanmaya meyilli olduğunu haklı bir biçimde gözlemlemiş ama asla bir başkasını akıllılığını kıskanan birine rastlamadığını da hemen belirtmiştir. Bu sözler insanın gurur ve küstahlığın bir karışımı olan kibrini çok güzel özetliyor.

22.  İnsanlarda erkek cinsinin evrimsel gerçeği ailesini koruması ve geçindirmesidir. Bunun karşılığında kahramanlığının bilinmesine ihtiyaç duyar.

23.  Hayatınızı etkileyen olayların sorumluluğunu, olması gerektiği ölçüde üstlenmek bilgelik ister.

24.  Bu döngü kötü muamele görmüş çocuklarda, benzer davranış kalıplarını sürdürdüklerinde ortaya çıkar.. Ya kendileri gibi biriyle evlenirler ya da kendi çocuklarına kötü muamele ederler. Ama her zaman olan veya olması gereken bu değildir. Bazı anne-babalar sırf kendileri eziyet çekmiş oldukları için çocuklarının üzerine titrerler. Hataları nesilden nesile aktarmanın gereği yok. Ebeveynlerimizin genlerinin varisi olmaya mecburuz ama ahlaki bozukluklarının mirasçısı olmak zorunda değiliz.

25.  İnanç genellikle mantığa terstir. Bu da onu güçlü ama aynı zamanda kör edebilen bir tutkuya dönüştürür.

26.  Bir insanın inancını test etmenin en iyi yolu, bütün dünyayı kendi işlerine karıştırmadan ya da zorlamadan, tanrısına huzur içinde ibadet edip etmediğine bakmaktır. Bertrand Russell insanların iyiliğinin ya da kötülüğünün dini inançlardan kaynaklanmadığını, inançlarının zaten geçerli olan durumlarını büyüttüğünü gözlemlemişti. Her inanç temelli dinin iyi ya da kötü, olayları büyütme kapasitesi vardır. Hiçbir inanç mantıklı değildir; bütün inançlar tutkuludur.

27.  Zalim insanlar zalim bir tanrıya inanır ve inançlarını zalimliklerinin bahanesi olarak kullanırlar. Sadece şefkatli insanlar şefkatli bir tanrıya inanır ve ne olursa olsun şefkatli davranırlar. (B.Russell)

28.  Küçük bir şey avutur bizi, çünkü küçük bir şeydir üzen. (Paskal)

29.  İncitme karşı tarafa sunulan bir durumdur. Hakareti kabul edip etmemek karşı tarafın kararıdır. Biri sizi incitmeye çalışırsa her zaman incinmeyi reddetme seçeneğiniz vardır. Sadece bunu nasıl yapacağınızı bilmeniz gerekir. Kendi rızanız olmadan incinemezsiniz. Ama rızanız olmadan zarar görebilirsiniz.

30.  Kimse rızanız olmadan sizi küçük düşüremez. (Eleanor Roosevelt)

31.  Bizi rahatsız eden olaylar değil, onları görüş biçimimizdir.

32.  ..Ve insanlar amaçları hakkında doğruları aramaktan ya da gerçeği konuşmaktan korktukları sürece asla doğru olarak tanımlanamazlar.

33.  Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrarlamaya mecburdurlar.

34.  Diyorum ki, insanlar ve genel olarak akıllı bütün hayvanlar kendileri için vardır; şu ya da bu amaç uğruna, keyfi olarak kullanılmak için değil.. (Immanuel Kant)

35.  Sıradan insanlar seks, cinsiyet, ırk, etnik köken, din ve politika gibi hassas konuları artık medyada, üniversitelerde ya da işyerlerinde özgürce konuşamazken, stand up komedyenleri bu konuları esprili bir şekilde topa tutarlar. Bu yüzden artık ifade özgürlüğümüzü bizim yerimize kullanmaları için komedyen tutmamız gerekiyor. Ama bu gülünecek bir şey değil.

36.  Gandhi’nin şiddet içermeyen direnişi “satyagraya” ya da “doğruya sağlam ve gözü kara bir bağlılık” olarak bilinir. Başkaları üzerinde baskı kuranlar ahlaki olarak hatalıdır ama hatalı olduklarını öğrenmeleri (öğretilmeleri) gerekir.

37.  Hükümetlerin asıl görevi vatandaşlarının birbirlerine zarar vermesini önlemektir. Bu bir devletin vatandaşını kısıtlamakta haklı olabileceği tek durumdur. Bu görüşe “zarar prensibi” denir.

38.  Acı kaçınılmazdır. Acı çekmek tercih meselesidir.

39.  İki tür ıstırap vardır. Sahip olma ıstırabı ve sahip olmama ıstırabı. Ya istemediğiniz bir şeye sahip olduğunuz için acı çekersiniz ya da istediğiniz bir şeye sahip olmadığınız için. Ama tatları tamamen aynıdır.

40.  Egomuzun bencilce çıkarı ve esas çıkarımız arasında çok net bir ayrım yapmamız gerekir. Çektiğimiz bütün acılar bu ikisini birbiriyle karıştırmaktan doğar.

41.  Neşeli olmaktansa acı çekmeyi tercih ediyorsanız evren bunu memnuniyetle karşılayacaktır. Her zaman, sayısız sebepten ötürü acı çekebilirsiniz. Geçmiş ya da gelecek yüzünden acı çekebilirsiniz, kendiniz ya da başkaları yüzünden acı çekebilirsiniz, sahip olduklarınız ya da olmadıklarınız yüzünden acı çekebilirsiniz, inançlarınız ya da inanmadıklarınız yüzünden acı çekebilirsiniz, tanrınız acı çektirdiği ya da acınıza son vermediği için acı çekebilirsiniz, yaşadığınız ya da ölmekte olduğunuz için acı çekebilirsiniz, aşk, sanat, hırs ya da acı uğruna acı çekebilirsiniz. Fazlasıyla acı çektiğiniz ya da yeterince çekmediğiniz için acı çekebilirsiniz. Ve acınıza son vermeyi reddettiğiniz, bunun yerine başkalarına da acı çektirdiğiniz için acı çekebilirsiniz.

42.  Bir başka yaygın strateji de çektiğimiz acıları bir başkasına bulaştırmaya çalışmaktır. İlk bakışta bu çiftlik hiyerarşisine benzer: Patron size bağırır, siz çocuklarınıza, çocuklar da köpeğe bağırırlar.

43.  Tanrı olmasaydı, onu yaratmak gerekirdi. (Voltaire)

44.  Organize dinler bizi türlü çelişkilerle karşı karşıya bırakır. Bir yandan dünyada acı çeken bütün insanlara yadsınamaz bir avuntu ve huzur bahşederler. Diğer taraftan gereksiz yere acı çekmeyi doğrular ve sürdürürler. Bir taraftan inananlarına kapsamlı ve erişilir bir ahlaki rehberlik sunarlar, diğer taraftan iyiliksever bir tanrının neden dünyada bu kadar kötülüğe izin verdiğini ikna edici bir şekilde açıklayamazlar. Bir taraftan bütün kutsal kitaplar evrensel sevgi, barış ve hoşgörüyü öğretir, diğer taraftan bütün kutsal kitaplar nefreti, şiddeti ve hoşgörüsüzlüğü haklı çıkarmak için çarpıtılmıştır. Bir taraftan her dinin bilge,  iyiliksever, aziz yandaşları vardır, diğer taraftan her dinin aynı zamanda aptal, kötü niyetli ve dinle ilgisi olmayan yandaşları vardır.

      O yüzden biz zavallı filozofları bazen inanmayarak başımızı salladığımız için affedin.    Bir filozofun işinin bir bölümü de çelişkileri çözmektir ama dinin çelişkileri o kadar             zordur ki onları sadece Tanrı çözebilir; eğer Tanrı varsa. Çöküşü sırasında Roma’da      birçok din geçerli oldu. Edward Gibbon bunun hakkında şöyle yazmıştı: “Halk tüm bu            dinlerİ eşit derecede doğru, filozoflar eşit derecede yanlış, yöneticiler eşit     derecede       yararlı buldu.” Diğer bir deyişle çoğu insan otoriterlin onlara her söylediğine    inanır; çoğu filozof otoritelerin söylediklerinden şüphe duyar ve çoğu hükümet,       yönetmesi için, işine ne           gelirse onu destekler.

45.  Büyük dinler öncelikle politik zaferler sayesinde “büyük” olmuştur. Dünya tarihi boyunca çekilen acıları korkunç boyutlara taşıyan, genellikle dini fanatizm ve politik hırsın birleşmesidir. Herhangi bir inançtan, aşiretten ya da ateist kültten, bağnazlar, politik gücü ne zaman eline geçirse gereksiz acılara neden olmuştur. Tersine, her nerede bir inanca ya da aşirete bağlı insanların inançlarını laik resmi yasalar ve hoşgörülü dini yasalar çerçevesinde ifade etmelerine izin verilirse ve politik gücü ellerine geçirip kötüye kullanmaları önlenirse, özgürce ama başkalarına zarar vermeden ibadet ederler.

46.  Herhangi bir dindar insanı ya da dindar ulusu sınamanın yolu, o kişi ya da ulusun diğerlerinin huzurunu bozup bozmadığına bakmaktır. Bozuyorsa sınavı geçemez ve insanlığın acısını artırır. Bağnaz insanlar başkalarının insanlığını algılamakta başarısız olarak ve ırk, cinsiyet ya da etnik grubunun bazı insanları diğerlerinden “daha fazla” insan yaptığını sanma hatasına düşerek acıyı artırırlar. Benzer şekilde, dini fanatikler farklı şekillerde farklı tanrılara ibadet edenlerin, insanlığını algılamayarak ve dünyada ya kendi dinlerine geçirmeleri ya da ortadan kaldırmaları gereken “kafirler” olduğuyla ilgili aynı oranda büyük bir başka hataya düşerek, acıyı artırırlar. Herhangi bir dindar insanı ya da dindar ulusu sınamanın başka bir yolu da, o kişi ya da ulusun suçu üzerine atmak veya her türlü kötülüğün sorumlusu olarak göstermek için bir düşmana ihtiyaç duyup duymadığına bakmaktır. Eğer böyle bir ihtiyacı varsa sınavı geçemez ve insanlığın acısını katlar.

47.  Varlığına bir anlam, hayatına bir amaç vermek için düşmanlara, kafirlere ya da kötülere ihtiyaç duyanlar cehennem gibi bir zihin durumu içinde yaşar. Bu durumu değiştirmeleri hem onlar hem de herkes için en iyisidir. En kötüsü ise cehennemi çevrelerine yaymalarıdır.

48.  Arkadaşlık söz konusu olduğunda ego, diğerininki içinde yok olmaz, tersine gelişir. Aşk ilişkisinin aksine arkadaşlık bir artı birin yine bir ettiğini söylemez. Bir artı bir iki eder. Bu ikinin her biri, diğeriyle birlikte ve diğeri için zenginleşir.

49.  Aşık olmak, bir çeşit tasa, bir zehirlenme, hatta geçici bir deliliktir. Tek çaresi sevgi nesnenizden karşılık görmekmiş gibi gelir. Bir kaygı olsun ya da olmasın, aşık olmak aynı zamanda harika ve büyülü bir duygudur. Öteki kişiye aşırı bağlılık, duygularınızın büyüsü, kendinizi öteki kişide geçici olarak ama tamamen kaybetme tutkusu, hayatınızdaki diğer konuların önemini yitirmesi demektir. Birbirine aşık iki insan, içine başka hiçbir şeyin giremeyeceği (bir süre için) kapalı bir evren oluştururlar. Hiçbir şey aşık olmaktan ve bu aşkın karşılık görmesinden daha iyi hissettirmez. Aynı zamanda hiçbir şey aşık olmaktan ve bu aşkın karşılık görmemesinden daha kötü hissettirmez.

50.  Demokratik devletlerde, motorlu taşıt kullanmaktan bazı mesleki uygulamalara kadar, başkalarına zarar verdiği kanıtlanan girişimler yasalarla kontrol altına alınır. Ancak çocuklara çok büyük zarar verebilecek bir girişim hakkında pek bir düzenleme yoktur: Çocuğu kötü yetiştirmek.

51.  Kadınların genellikle kocalarından koşulsuz sevgi talep etmelerinin (bu talep karşılansa da karşılanmasa da) ve sürekli olarak duygusal destek görmek istemelerinin bir sebebi bunları sınırsız bir şekilde çocuklarına veriyor olmalarıdır. Bir kuyunun suyunun sürekli olarak ikmal edilmesi, pilin enerjisinin şarj edilmesi gerektiği gibi, bir kadının koşulsuz sevgi kapasitesinin de sürekli yenilenmesi gerekir. Bir erkeğin çocuklarını doğuran kadını koruyup bakması, bunu ne kadar iyi yapsa da yeterli değildir. Koruma ve bakım genellikle gerekli olsa da ve kocalar genellikle, onları iyi koruyup bakarlarsa karıları tarafından sevileceklerini düşünseler de bir kadının bakış açısından bu yeterli değildir. Çoğu kadın bir erkeğin koruma ve gözetimini önemsemeyebilir (bir erkek buna çok sinirlenir) ama bir erkeğin aşk itirafını önemsemeyecek çok az kadın vardır. Aslında çoğu kadın fazla sevgi karşılığında daha az maddi olanağı tercih edebilir. Sadece sevgi ilişkisinin geçerliliğini yitirdiği, zorlaştığı ya da imkansız hale geldiği, boşanma durumunda kadınlar duygularından çok maddiyatla ilgilenir. Bu sebeple bir erkeğin koşulsuz sevgisi olmaksızın bir kadının çocuklarını koşulsuzca sevmesi zorlaşabilir. Ebeveynlerin her ikisi de, her birinin işlevini sürdürebilmesi için bile gereklidir.

52.  Koşulsuz annelik sevgisi bu dünyada huzurlu hissetmemiz için gerekli bir hazırlıktır. Ama gelişimin getirdiği zorlukları kabullenmek ya da dünyanın acı gerçekleriyle yüzleşmek için yeterli bir hazırlık değildir. Bu türden bir hazırlığı sağlayan babadan alınan sevgi, yani babalık sevgisidir. Bazı babalar çocuklarını koşulsuz sevebilirken (bazı annelerin koşullu sevebildikleri gibi) babaların sevgilerini koşullar yaratarak göstermeleri doğaldır. Bir çocuk annesinin sevgisine, babasının da onayına ihtiyaç duyar. Babanın onayını, babanın koyduğu koşulları yerine getirerek (ya da getirmeye çalışarak) kazanır.

      Dünya hepimize koşullar dayatır. Kariyerinizi geliştirme, ailenizi koruma ve onlara bakma        yeteneğiniz dış güçlere bağlıdır. Bu güçlerin hepsi sevgi dolu değildir. Kadınların      doğasında erkekler için birbirleriyle rekabet etmek olduğu gibi, erkekler de para, güç,      konum, fırsatlar ve nüfuz gibi konularda birbirleriyle rekabet halindedir. Gelişmiş ülkelerde      çok sayıda kadın da artık bunlar için rekabet ediyor. Kendimizi dünyaya karşı sınayarak,       hem kadınlar hem de erkekler olarak güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfediyor, yandaşlar ve        düşmanlarla karşılaşıyor, onlara yer ve isimler veriyoruz. Bunların hiçbiri anne karnında             ya da annelik sevgisinin sıcak ışığında gerçekleşmez.

53.  Bana öyle geliyor ki, insanlar arasındaki bütün çatışmalar aslında, kendi içlerindeki çatışmaların dışarıya yansımasıdır. Çözümsüz bir içsel çatışma yaşıyorsanız kendinizle istediğiniz kadar iyi geçinemezsiniz. Kendinizle istediğiniz kadar iyi geçinemezseniz, başkalarıyla da istediğiniz kadar iyi geçinemezsiniz.

54.  Başkaları ile çatışmaya girdiğimizde kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu çatışmada acaba hangi içsel çatışmamım etkisi var ve su yüzüne çıkıyor?”

55.  Bir çizgi karakteri şöyle bir tanımlama yapmıştı: “Düşmanla tanıştık, bizmişiz.” Aslında bu dünyada geçinmesi en zor kişi kendinizsinizdir.

56.  İçinizdeki düşmanı alt ettikten sonra dışarıda düşmanınız kalmaz. Gandhi bu sebeple baskıya karşı şiddet içermeyen direniş sözlüğünde “düşman” diye bir kelime olmadığını söylemişti.

57.  Mutlu bir insanın geçmişi yoktur. Çok fazla tarihe sahip olan bireyler ve gruplar genellikle keyifsizdir. Geçmişin bugünü kaplamasına ve geleceğinizi engellemesine izin vermek, elbette kendinizle geçinmenin yollarından biri değildir.

58.  Başkaları ile yarışırken aslında onlara karşı yarışıyor olmazsınız; kendinize karşı yarışmak için bir fırsat elde etmiş olursunuz.

59.  Benim bir hayalim var. Bir gün dört çocuğum, derilerinin rengi değil karakterleriyle yargılandıkları bir ulusta yaşayacak. (Martin Luther King Jr.) (M.Luther King’in, ünlü; “I have a dream.. diye başlayan cümlesinin tamamı. N.A.)

60.  İnsan kendinden ne yaratırsa ondan ibarettir. (J.Paul Sartre)

61.  İnsanlar ilkel avcı-toplayıcı gruplarından evrimleşmişlerdir ve kalabalık şehirlerde yabancı yığınlarla dirsek temasında değil, birbirine yakın küçük gruplar halinde, geniş doğal alanlarda yaşamaya programlanmıştır. Evrim biyologları ve antropologların insanlar için “en uygun sayı” dedikleri yoğunluğu fazlasıyla aşan bir nüfusta hayatımızı sürdürebilmek için teknolojiye sahibiz. Ama bunun karşılığında her gün kayıtsızlığa, medeniyetsizliğe, strese, endişeye, tacize, şiddete, suça ve her türden rahatsız edici davranışa maruz kalmak gibi korkunç sosyal bedeller ödüyoruz. Yetiştirilme tarzımız, doğamıza aykırı gittiğinde olacak olan budur. Bu da büyük kaygılar yaratır.

62.  Hayatta arkadaşlık gibi güzel değerleri geliştirmek için basitliğe yönelmek gerekir.

63.  İnsan kendi haline bırakabileceği şeylerin sayısı kadar zengindir.

64.  Bir insanın nasıl biri olduğunu içindeki varlıklardan en çok hangisinin ortaya çıktığına bakarak anlayabilirsiniz. (George Mac Donald)

65.  Hiçbir grup, önce kendisine karşı Öteki Grubu tanımlamadan kendini Asıl Grup olarak tanımlamaz. (Simon de Beauvoir)

66.  İnsanoğlunun kötülüğü, bireylerin ilkel saldırganlıklarından değil, grup kimliklerini üste çıkarmalarından kaynaklanır… Tarih boyunca süren hayali sapkınlık, bireylerin deliliğinden değil, duygulara dayalı inanç sistemlerinin ürettiği kolektif aldanışların sonucudur.

67.  Ödenen ilk bedel güvenliktir. Grup sizi içine alır, uyumlu bir kimlik sağlayarak sizi kendinizi arama derdinden kurtarır ve aidiyet dürtünüze seslenir. Grup istenen ve ihtiyaç duyulan biri gibi hissetmenizi sağlar. Herkes ihtiyaç duyulmak ister ve istenmeye ihtiyaç duyar.

68.  Bir durup düşünürseniz (sanırım nefret edenler bunu pek yapmaz) tanımadığınız birinden nefret etmek oldukça inanılmaz gelir. Ama topluluğunuz bir görüşü kutsal sayıyorsa (örneğin başka bir topluluğu düşman saymak) topluluğunuz tarafından kabul edilmek için bu inancı paylaşmanız gerekir. Ve insanların çoğu toplulukları tarafından kabul edilmeyi zorunluluk olarak görür.

69.  Dünyada görmek istediğimiz değişikliği kendimizde görmeliyiz. (Mahatma Gandhi)

70.  Çoğu türde cinsel stratejiler, erkek ve dişiler için farklıdır. Genel olarak erkek olabildiğince çok dişiyle çiftleşmek ister. Böylece soyunu mümkün olduğunca çoğaltmış olur. Biyolojik açıdan genlerinin sonraki nesillere aktarımı için en iyi strateji budur. Fazla miktarda üreme hücresi taşımaktadır ve şansını artırmak için doğanın ona gösterdiği yol, bunları olabildiğince yaymaktır.

      Diğer taraftan dişi genellikle, elde edebileceği en iyi erkekle çiftleşmek ister.       Böylece       yumurtalarını olabilecek en iyi şekilde döller ve doğdukları zaman en iyi kaynaklara (yemek ve koruma gibi) sahip olmalarını sağlar. Biyolojik açıdan      genlerinin gelecek nesillerde kendilerini sürdürebilmeleri için en iyi strateji       budur: Sınırlı sayıda yumurtası vardır. Bu yüzden şansını artırmak için          doğanın       gösterdiği yol, her birine tedbirli yatırımlar yapmaktır.

      Böylece insanlar, biyolojik açıdan uyumsuz çiftleşme stratejilerine eğilim gösterir.        Erkek sahip olabileceği kadar fazla sayıda dişiye sahip olmak ve her birine             mümkün olduğunca az bağlanmak ister. Dişi sahip olabileceği en iyi erkeğe sahip   olup ona tamamen bağlı olmak ister. Kültürel anlamı, çapkınlık ve tekeşlilik           arasındaki çekişmedir. Buna sürekli bir çatışmanın formülü değil de ne denir       bilmiyorum. Karşılıklı kaygı, karşılıklı çekimin ironik bir yan ürünüdür. Doğanın bize     küçük bir şakasıdır. Cinsiyetler savaşına sebep olan temel çelişki budur.

71.  Her kadın evlenmeli, hiçbir erkek evlenmemelidir. (Benjamin Disraeli)

72.  Cinsiyetler arasındaki bu temel çatışmalar evde, evliliklerde ve çekirdek ve geniş ailelerde kendini gösterir. Çocuklar flört oyununu oynayacak yaşa geldiklerinde, bekar, boşanmış ya da dul, her yaştan yetişkinin karşı cinse ilgi duyduğu sürece sürdürdüğü bu savaşa katılır.

      Bu savaş ayrıca, en azından kadınların özgür olduğu toplumlarda, iş dünyasında,         okullarda, dinlerde cemiyet organizasyonlarında ve aklınıza gelebilecek nerdeyse tüm             sosyal gruplarda da kendini gösterir. Temel çelişki hayatın bir gerçeğidir. Hayatınız bu      gerçeği ne kadar iyi anladığınıza ve ona ne kadar akıllıca uyum sağladığınıza bağlı       olarak daha acı ya da daha tatlı hale gelir. Başarırsanız kaygı en aza iner.

73.  Ya doğa kadın ve erkek arasında büyük bir fark yarattı ya da şimdiye kadar dünyada hüküm süren medeniyet acımasızca taraflı oldu. (Mary Wollstonecraft)

74.  Her zaman hayatla ilgili her türlü beklentiye sahip olmakta özgürsünüz ama hayatın bunları karşılama zorunluluğu yoktur. Olayların istediğiniz gibi gelişmesini beklemek gerçekdışı ve çocukça olur. Tıpkı kuruntular gibi. Ancak olayların istediğiniz şekilde gelişmesini istemek, odaklanmış bir istem durumunda kaldığınız müddetçe oldukça gerçekçi ve etkilidir.

75.  Dilemek ve istemek tamamen farklıdır. Bir şeyi dilemek ona sahip olmamızı neredeyse imkansız hale getirir çünkü dilemek siz ve arzu edilen nesne arasındaki uçurumu pasif olarak destekler. Dilediğinizi gerçekleştirmesi için bir cine ya da periye ihtiyaç duyarsınız. Ama bir şeyi istemek, onu zaman içinde elde etmenizi neredeyse garantiler. Çünkü istemek, siz ve arzu nesneniz arasında ki uçuruma köprü kurar. İstem sayesinde cin siz olursunuz. Hayal kurmak dilemenin daha ayrıntılı bir türüdür ve genellikle gerçeklerden kaçmaya iter. Ama bu bir kısır döngüdür. Kaçmak ve geri dönmek gerçekliği geliştirmez. Sadece tekrar kaçma ihtiyacı doğurur. Diğer taraftan gerçekliğinizi geliştirmek için istem gücünü kullanmayı öğrenmek kaçışı gereksiz hale getirir ve döngüyü kırar.

76.  İnsanlar arasındaki cinsel farklılıklar anatomiden daha fazlasını kapsar. Beyin cinsel olarak farklıdır. Kadın ve erkek dünyayı farklı şekillerde görme eğilimine sahiptir. Kadın ve erkek gözleriyle aynı olguyu görür ama bu olgu hakkında farklı düşünceler üretir. Erkekler şeyler, şeylerin özellikleri ve parçaları, diğer şeylerle birlikte ya da onlara karşı nasıl işledikleri ve işleyişi yöneten yasalara ilgi duymaya meyillidir.

      Kadınlar, insanlar ve şeyler arasındaki ilişkilere ilgi duymaya meyillidir. Sürekli ve         her dakika insanların ilişkilerini gözlemler ve bu ilişkilere dayanarak insanların    ne        düşündüklerini ve ne hissettiklerine dair sonuçlara varırlar. Elbette her iki cins          de haklıdır. İki cins de resmin yarısını görür. Elbette uyum içinde olurlarsa         resmin tamamını görebilirler. Ama hangi yarımın doğru olduğuna dair savaşırlarsa   ikisi de bütünü kaçırır.

      Erkekler kendilerini dünyada kendi arzularının, heveslerinin, tutkularının ve        hırslarının peşinden giden, bu arada öteki bağımsız nesnelerle karşılaşan ve            durumu göre onlarla ortaklık ya da düşmanlık geliştiren bağımsız nesneler           olarak görme eğilimindedirler. Kadınlar kendilerini diğer öznelerle duygusal        ilişkiler kuran özneler olarak görme           eğilimindedirler.

      Bir erkek genellikle kendisini öncelikle kartviziti üzerindeki yazıyla tanımlar ve başardıklarıyla değerlendirir.

      Bir kadın genellikle kendisini öncelikle diğerleriyle ilişkisi açısından tanımlar ve zaman içinde bu ilişkilerin başarılı ya da başarısız olmalarıyla değerlendirir. Ve bu         yüzden bir erkek bir kadını bir şey gibi, oyun arkadaşı, karısı, annesi, partneri gibi, bir           kadın da bir erkeği olası ilişkileri bağlamında, flört, ciddi ilişki, macera ya da evlilik       arkadaşı olarak görür.

77.  Boşanma genellikle kadınlar için, yaşama doğal bakış açılarındaki farklılık nedeniyle, erkekler için olduğundan daha acı vericidir. Erkekler evliliklerini ve eşlerini “şeyler” olarak görürler. Ayrıca bir şey onarılamayacak kadar zarar görürse, kaybolursa ya da çalınırsa yerine başka bir şeyin konabileceğini düşünürler. Böylece bir erkek “karımı sevsem de, boşanmak zorunda kalırsam başka bir eş bulabilirim” diye düşünmeye yatkındır. Bir evliliği, bir araba gibi, bir diğeriyle değiştirebileceğine inanır. Diğer taraftan kadınlar, evliliği asla yerine başkasını koyamayacakları eşsiz bir ilişki olarak görür. Bir kadın için boşanma, ilişkinin ölümüdür ve onunla birlikte kendinden bir parça da ölür. Kadınlar kendilerini tamamlanmış hissetmek için ilişkilerini sürdürmeye ihtiyaç duyar. Bu sebeple boşanma ya da başarısızlığa uğrayan ciddi bir ilişki, kadının varlığının parçalanmasıdır.

78.  Karısı bir erkeğin üzerinde, devletten daha çok güç sahibidir. (Emerson)

79.  Bir idole taparsanız, sizi insanlıktan çıkardığını duymak istemezsiniz. Özellikle de doğruysa.

80.  Söz gelimi, 19.yüzyılda New York ve Londra arasında bir iş yapmanın nasıl olduğunu bir düşünün. Öncelikle, üzerinde el yapımı kağıt ve zarf, en sevdiğiniz çeşitten mürekkep ve kristal ya da kesme camdan hokkanız, çok kıymetli kalem ucu koleksiyonunuz ve belki de kişisel mühür ve balmumunuz olan el yapımı çok şık bir masada oturuyorsunuz. Dikkatinizi toplayıp el yazısına alışkın elinizle düşünceli bir mektup yazar, imzalar ve mühürlersiniz. Mektubunuz bir buharlı gemiyle Londra’ya doğru yola çıkar. Vardığında ise daha açılmadan bile heyecan yaratır ve hakkında tahminler yapılır. Daha sonra bir mektup açacağı ile dikkatlice açılır, hemen okunur ve tekrar okunur ve benzer bir şekilde cevap yazılmadan önce belki de üzerinde günlerce düşünülür. Mektubunuzu gönderdikten sonra bir cevap almanız için aylar geçer. Ama bu zaman dilimizde kimsenin içi içini yemez. O zamanlar diğer işleri der benzer bir yolla tamamlamak ve nefes almak için zaman vardı ve solunan hava güzeldi. Bu şekilde yürütülen işler birer sanattı, hatta güzel sanattı. Birçok sanatçının eserlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. İş yapan ortalama bir insan bu günün üniversite mezunlarından daha iyi okuma ve yazma yeteneklerine sahipti ve ayrıca sabır gibi önemli erdemlere de sahiptiler.

81.  Dünyada bütünlük olmamasının, parçalanmış ve öbekler halinde dağılmış olmasının sebebi, insanın kendisiyle bir bütün olamamasıdır. (Emerson)

82.  Genel olarak çok nüfuslu halklar stres yaşarken, yeterli alana sahip olan halklar çok daha dost canlısı ve mutludurlar.

83.  Zaman en değerli varlık olduğu için onu nasıl geçireceğimize ilişkin verdiğimiz karar, verebileceğimiz en önemli karardır.

84.  Saygıdeğer bir Çinli usta, herhangi bir sanat dalını ustalıkla uygulayabilmek için, o sanatı üç seviyede anlamak gerektiğini söylemişti:

    • Teknik (ya da fiziksel)
    • Düşünsel (ya da zihinsel)
    • Bütünsel (ya da manevi)

Bu anlayış seviyeleri örtüşseler de genellikle birbirlerinin ardından gelir. Yani, diğerinde başlangıç yapmak için önce bir seviyede yeterli ilerleme kaydetmeniz gerekir.

85.  Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar. (Çin felsefesi)

86.  Başarılı kemancı Yitzhak Perlman, sıra dışılığı, New York’ta ki Lincoln Merkezi’nde verdiği unutulmaz resitalle örneklemişti. Resitalin başında solo olarak orkestraya eşlik ettiği sırada kemanının bir teli kopmuştu. Herkes kopma sesini duymuştu ve orkestra çalmayı kesmişti. Normalde bir müzisyen yeni bir tel takar, bu resitalde kabul edilebilir bir gecikmedir.

      Perlman’ın durumunda bu tür bir durum daha da zordu. Çocuk felci yüzünden bacağına          yerleştirilen askılar ve destekler yüzünden ağır ve acı içinde –yine de görkemli bir edayla-        yürüyebiliyordu. Çalmaya başlamadan önce destekleri yere bırakıp askıları çıkarması           gerekiyordu. Şimdi omları tekrar takması, kulise gitmesi, sonra tekrar sahneye gelmesi          gerekiyordu. Bunu yerine hiç akla gelmeyecek bir şey yaptı. Arızalı enstrümanıyla       oturmaya devam etti ve orkestra şefine yeniden başlaması için işaret verdi.

      Dinleyiciler arasında olan Houston Chronicle yazarı Jack Reimer daha sonra olayı şöyle         anlattı : “Ardından hiç olmadığı kadar tutku, güç ve saflıkla çalmaya devam etti. Elbette          herkes bir senfoni parçasının sadece üç telle çalınmasının imkansız olduğunu bilir. Ben           biliyorum, siz biliyorsunuz ama o gece Yitzhak Perlman bunu bilmeyi reddetti.

      Bitirdiğinde salonda büyük bir sessizlik vardı. Ardından insanlar ayağa kalkıp    alkışlamaya başladı. Oditoryumun her köşesinden çılgınca alkışlar kopuyordu.   Hepimiz ayağa kalkmış          bağırıyor, alkışlıyor ve yaptığı şeye hayran olduğumuzu    gösterebilmek için ne yapabiliyorsak onu yapıyorduk.” Daha sonra Perlman derin bir       felsefe içeren bir söz söyledi. Bu söz de, konseri de unutulmaz oldu: “Bilirsiniz, bazen          elinde kalanla ne kadar müzik yapabileceğini bulmak sanatçının görevidir.”

87.  İyi yaşamak da bir sanat ürünüdür.

88.  Hiç kimsenin anlamadığı bir nedenle bazen bütün yetenekler bir dönemde bir araya gelir ve o dönemin ruhunu anıtlaştırıp gelecek nesillere aktarır. Bu sadece müzikte değil, resim, heykel, sinema, dans, mimari, edebiyat, felsefe, matematik, bilim ve hatta siyasette de olur. İnsan ruhunun büyüklüğü, bu şekilde odaklandığında, ona Rönesans adını veririz. Ruh gücünün yeniden doğumu ve sanatta dışa vurumu.

89.  O ya da bu şekilde, insanların felsefi danışmanlık aradığı Büyük Sorunların çoğu değişimle ilgilidir. Hayattaki durumlar sürekli olarak değişmektedir. Bu yüzden insanlar sürekli değişimi anlamanın ve onunla yapıcı bir biçimde başa çıkabilmenin yollarını arar. Değişim biz istesek de istemesek de olur. Ayrıca tamamlayıcısı olan sürekliliğe karşı gerçekleşir.

90.  İnsanlar arasındaki her ilişki, içinde yanlış adımların atılıp, sonsuz yanlış anlaşmalara ve anlaşmazlıklara yol açması tehlikesini taşır.

91.  Her ne kadar, çoğu durumda peşinden gittikleri fikir açık değilse de herkesin bir hayat felsefesi vardır. Herkes felsefesini gerektiği gibi ifade edemez. Önemli olan hayat felsefenizin işinize yarayıp yaramadığı ya da size zarar verip vermediğidir.

92.  Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez. (Sokrates)

93.  Hepimiz, hayatımızda koşullarla test edildiğimiz gerçeklik anları yaşarız. Bu anlar getirdikleri acıdan çok, ortaya çıkardıkları gerçek açısından önemlidir. Normal yaşantınızın kolaylığından sizi sıyırır ve hayatla başa çıkabilmek için ne kadar donanımlı olduğunuzu ortaya koyar. Donanımınız, hayat felsefenizden başka bir şey değildir.

94.  Hepimizin bazı beklentileri vardır. Kendimizden, başkalarından, bazı özel durumlardan ve hayatın genelinden bir şeyler bekleriz. Tavsiyem, bunların hepsinden kurtulmanızdır. Ne kadar çok beklentiniz olursa, yapıcı bir hayat felsefesi kurmanıza o kadar engel olurlar.

95.  Her beklenti size bir kaygı getirir. Beklentilerinizden kurtulursanız, kaygılarınızdan da kurtulursunuz. Aslında bütün kaygılar, yerine gelmemiş beklentilerin sonucudur. Bunun en kötü örneği sevdiğiniz birinin ani ölümüdür. Kimsenin ölümsüz olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yine de bir şekilde ölümün kendi ailemiz ya da sevdiklerimizle bir ilgisi olmamasını bekliyoruz.

96.  Yine de hiç beklenti sahibi olmamak en iyisidir, çünkü sahip olmadığınız beklentilerin aksi yönünde bir şey olamaz. Beklenti sahibi olmamak, her durumu en iyi şekilde yaşamamızı sağlar ve bu durumlar sadece “olması gerektiğini” düşündüğünüz şekilde olanlar değildir. Ne olması gerektiğine dair beklentilerinizi azaltırsanız, olabileceklerle ilgili nadiren hayal kırıklığına uğrarsınız ve gerçekten olan üzerinde daha fazla kontrolünüz olur. Beklentilerinizi azaltmak, dikkat ya da çabalarınızdan vazgeçmek demek değildir. Tersine hiçbir şeyi hafife almamak demektir.

97.  Bağlılıklardan üzüntü doğar… Hiçbir şeye bağlılığı olmayan için üzüntü yoktur. (Buda)

98.  Çocukların bu kadar neşeli olmasının ve kolayca neşelenebilmelerinin bir nedeni; çok fazla insan ve olaya karşı derin bağlılıklar geliştirmemiş olmalarıdır. Bunun yerine yaşam neşesiyle doludurlar. Bir oyuncak yoksa diğeriyle oynarlar, bir arkadaşları meşgulse, başka bir arkadaş edinirler.

99.  Bağlılıklar, beklentilerin aksine uzay ve zamanda çok daha fazla yayılırlar. Örneğin başka insanlara olan ve genellikle uzun sürelere yayılan bağlılıklarınızı düşünün. Uç noktaya taşınırsa, bir insana bağlılık, sahip olma duygusuna dönüşebilir. Sevgisine sahip olduğunuzu düşündüğünüz kişi, sevgisini bir başkasına sunarsa, yaşayacağınız kaygının sebebi, sahibi olduğunuzu sandığınız sevgiye bağlılığınızdır. Bunun yerine, sevgi ya da başka bir şeyi, aşırı bağlılık göstermeden size sunulduğu zaman alırsanız, artık sunulmadığı zaman pişmanlık duymadan vazgeçebilirsiniz.

100.   Kaygı ya da huzura yol açan şartlar değildir, onlar hakkındaki görüşlerinizdir. (Epiktetus)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
  Bugün 993217 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!