BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  21. Yüzyılın Şafağında Savaş ve Savaş Karşıtı Mücadele - Alvin&Heidi TOFFLER
 

KİTABIN ADI :  21. Yüzyılın Şafağında SAVAŞ VE SAVAŞ KARŞITI MÜCADELE

YAZARI         :   ALVIN & HEIDI TOFFLER         

 

1.      Savaş yapma biçimimiz servet yapma biçimimizi yansıtır ve savaş karşıtı mücadele biçimimiz de savaş yapma biçimimizi yansıtmalıdır.

2.      Demokratik ordular arkalarında halk desteği olmadan, bir oybirliği olmadan savaş kazanamazlar. Ama günümüzde krizler oybirliğinin oluşabileceğinden daha hızlı olarak ortaya çıkmaktaydı.

3.      Savaş generallere bırakılmayacak kadar önemli bir şey olmuşsa şimdi de üniformalı ya da üniformasız cahillere bırakılmayacak kadar önemlidir. Aynı şey, hatta daha güçlü olarak, savaş karşıtı mücadele için de geçerlidir.

5.      1945 ile 1990 arasında geçen 2340 hafta içinde dünya sadece gerçekten savaşsız üç hafta yaşamıştır. Bu nedenle 1945’ten bu yana geçen yılları ‘savaş sonrası’ çağı olarak nitelemek trajediyle alay etmek olur.

6.      ABD-Sovyet nükleer beraberliğinin, gerçekte 1950’lerden sonra dünyayı istikrara kavuşturma hizmetinde bulunduğu artık açıkça anlaşılmıştır. Ülkeler iki keskin hatlı kampa bölündüklerinde her biri küresel sistemin neresine oturduğunu aşağı yukarı bilirdi. 1960’lı yıllardan sonra nükleer süper güçlerin arasındaki doğrudan doğruya bir savaşın sonucu ‘karşılıklı imha’ idi. Bu nedenle Vietnam, İran / Irak, Kamboçya, Angola, Etiyopya ve hatta daha uzak Üçüncü Dünya köşelerinde sıcak savaşlar yapılmışsa da, bunlar büyük devletlerin topraklarında yer almamıştı ve o devletlerin ekonomik varlıkları için hiçbir zaman merkezi önemli olmamışlardır.

7.      Son yıllarda askeri amaçlar için, süper devletler ve müttefikleri tarafından yılda yaklaşık bir trilyon dolar harcamıştır. Bu büyük rakamlar büyük devletlerin kendi sınırları içinde sıcak savaşların olmaması için ödedikleri bir ‘sigorta primi’ olarak düşünülebilir.

8.      İki süper devlet (ABD ve SSCB) uydularına, vekillerine müttefiklerine silah, yardım ve ideolojik cephane vererek bazı savaşları kesinlikle körüklemişlerdir.

9.      Bazı düşünürler savaşın da yakında terk edilen saçmalıklar müzesinde kölelik ve düellonun yanında yerini alabileceği fikrini bile ortaya atmaktaydılar. H.G. Wells 1914’te şöyle demişti: “20. yüzyılın başlarındaki insanlar için hiçbir şey, savaşın hızla olanaksızlaşmaya başladığından daha açık olamazdı.”

10.   1932 yılındaki silahsızlanma hevesliliği Amerikan Başkanı Herbert Hoover’a, “şimdi dünyanın emekçileri üzerinde ağır bir yük olan silahlanmanın” azaltılması ihtiyacında söz ettiriyordu. Hoover amacının, “bütün tankların, kimyasal savaş araçlarının ve bütün hareketli topların bütün bombardıman uçaklarının ortadan kaldırılması” olduğunu söylüyordu.

8.      Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden sonra, Batılı ve özellikle Amerikalı entelektüellerden bir grup, yarının biçiminin askeri değil, ekonomik savaşla belirleneceğini koro halinde iddia etmeye başladılar. Richard Rosecrance, ‘Tüccar Devletin Yükselişi’ adlı kitabında, milletlerin ekonomik olarak birbirlerine bağımlılıklarının birbirleriyle savaşma eğiliminin yerine geçeceğini yazmıştı. Şimdi dünya gücü olmaya giden yol askerlik değil, ticarettir. Ekonomist Thurow’a göre; “Askeri bir çatışmanın yerine ekonomik yarışmayı yerleştirmek ileri bir adımdır.” Thurow bundan sonra ülkeler arasında gerçek rekabetin, hangisinin daha iyi ürün yapacağı, yaşam standartlarını yükselteceği ve ‘en iyi eğitilmiş ve en usta emek gücünü’ geliştireceği alanlarında olacağını yazmaktadır. (Clinton, selefinin dışişlerine fazla dikkat verdiğini iddia ediyordu.)  Eğer yarının gerçek savaş alanı küresel ekonomiyse, Birleşik Devletler’in ekonomik savaşı yürütmek için bir ‘Ekonomik Güvenlik Konseyi’ne ihtiyacı vardır.

 

9.      UYGARLIKLAR ÇATIŞMASI

·                1970’te Future Shock adlı kitapta ‘sanayiciliğin genel krizi’ konusunda Don Morelli ve Donn Starry ile Birinci Dalga ya da tarımsal; İkinci Dalga ya da sınai; ve şimdi de Üçüncü Dalga ordularından söz edilmişti.

·                Toplumdaki büyük değişiklikler çatışma olmadan gerçekleşemeyeceği için biz tarihte değişiklik ‘dalgaları’ benzetmesinin, ‘post modernliğe’ geçişten söz ettiğimizden daha dinamik ve açıklayıcı olduğuna inanıyoruz. Dalgalar dinamiktir. Dalgalar birbirlerine çarptıklarında çok güçlü ters akıntılar oluşur. Tarih dalgaları çarpıştığında tüm uygarlıklar çarpışır. Ve bu da günümüzün anlamsız ya da rasgele  görünen dünyasına daha çok ışık tutar. Gerçekten de, çatışmanın dalga kuramını bir kere kavradık mı, şu anda gezegenimizde başlayan en büyük güç aktarımının Doğu ile Batı veya Kuzey ile Güney ya da değişik dini ya da etnik gruplar arasında olmadığı açıkça görülür. En derin ekonomik ve stratejik değişim, dünyanın üç ayrı, farklı ve potansiyel olarak birbirleriyle çatışan uygarlıklarının yaklaşmakta olan bölünmesidir. 

·                Birinci Dalga uygarlığı kaçınılmaz bir şekil de toprağa bağlıydı. Hangi yerel biçimi almış olursa olsun, halkı hangi dili konuşmuşsa konuşsun, dini ya da inanç sistemi ne olursa olsun, bu tarımsal reformun bir ürünüydü. Bugün bile büyük insan kitleleri modern çağı öncesi tarım toplumlarında, verimsiz topraklarda yüzyıllar önce atalarının yaptıkları gibi boğuşarak, yaşarlar ve ölürler.

·                İkinci Dalga uygarlığının kökeni tartışmalıdır. Bunun kökleri Rönesans’a, hatta daha eskiye dayanır. Yaşam, temelde, yaklaşık üç yüz yıl öncesine kadar, değişmiş değildi. Bu, Newton’cu bilimin ilk ortaya çıkışıdır. Buhar makinesinin ilk ekonomik kullanıma geçirildiği ve İngiltere, Fransa ve İtalya’da ilk fabrikaların çoğalmaya başladığı zaman. Köylüler kentlere taşınmaya başlamışlardı.        Cesur yeni fikirler ortada dolaşmaya başlamıştı: İlerleme fikri; bireysel haklar doktrini; Rousseau’cu toplumsal anlaşma düşüncesi; laiklik; kilise ile devletin ayrılması ve liderlerin tanrısal iradeyle değil de halkın iradesiyle seçilmesi fikri. Bu değişikliklerin çoğunu sürükleyen şey, servet yaratmanın yeni yoluydu. Fabrikasyon üretim. Ve çok geçmeden pek çok farklı unsurlar bir sistem oluşturmak üzere bir araya geldiler: Seri üretim, seri tüketim, kitlesel eğitim, kitlesel medya; ve bunların hepsini bir araya getiren ve hizmet eden özel kurumlar: Okullar, şirketler ve siyasal partiler. Aile yapısı bile değişmiş, birkaç kuşağın bir arada yaşadıkları geniş ve tarım biçimli aileden sanayi toplumlarının tipik örneği olan çekirdek aileye geçilmişti.

·                Bu pek çok değişikli yaşayan insanlar için yaşam çok karmaşık olmalıydı. Ancak bu değişikliklerin hepsi çok yakından birbirleriyle ilgiliydiler. Bunlar sadece şimdi modernlik dediğimiz, kitle sanayi toplumu, İkinci Dalga uygarlığı dediğimiz şeye doğru tam gelişmenin adımlarıydı. Bu yeni uygarlık Batı Avrupa’da tarihe bir kükremeyle girdi ve  her adımda şiddetli bir karşı koymayla  karşılaştı.

 

10.   ASIL ÇATIŞMA

·                Sanayileşmekte olan her ülkede İkinci Dalga sanayi ve ticaret gruplarıyla, çoğunlukla kilise (ki, o da büyük bir toprak sahibidir) ile ittifak içinde olan Birinci Dalga toprak sahipleri arasında sert ve çoğu da kanlı savaşlar olmuştur.

·                Köylüler kitle halinde topraklarından sürülmüşlerdi. Birinci ve İkinci Dalga çıkarları, diğer  bütün çatışmaların anası olan merkezi çatışmaya dönüştükçe grevler ve ayaklanmalar, halk ayaklanmaları, sınır kavgaları ve milliyetçi isyanlar koptu. Bu örnek hemen hemen her sanayileşen ülkede tekrarlandı. Birleşik Devletler’de Kuzey’in sınai ticari çıkarlarının Güney’in tarım seçkinlerini ezmesi için korkunç bir İç Savaş gerekti. Bundan sadece birkaç yıl sonra Japonya’da Meiji İhtilali başladı ve İkinci Dalga modernlikçileri, bir kere daha, Birinci Dalga muhafazakarları üzerinde zafer kazandırdı.

·                Garip ve yeni servet üretme yöntemiyle İkinci Dalga uygarlığının yayılması aynı zamanda ülkeler arasındaki  ilişkilerin dengesini bozdu, güç boşlukları ve iktidar değişimleri yarattı. Sanayileşme milli pazarların ve onlarla birlikte milliyetçi ideolojinin yayılmasına yol açtı. Almanya, İtalya ve diğer ülkelerde milli birleşme savaşları yapıldı. Eşit olmayan gelişme oranları, piyasalar için rekabet, sınai tekniklerin silah üretimine uygulanması bütün eski güç dengelerini bozdu ve Avrupa ile komşularını 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar parçalayan savaşlara yol açtı.

·                Atlantik Devletleri sanayileştikçe pazarlara ve uzak bölgelerden ucuz ham maddeye ihtiyaç duydular. Böylece ilerlemiş İkinci Dalga devletleri sömürge savaşları yaptılar ve Asya ile Afrika’nın geride kalan Birinci Dalga devletleriyle kabile birimlerine egemen oldular. Böylece de, sanayileşmekte olan seçkinler, sonuçta kendi ülkeleri içinde iktidar mücadelesini kazanırken daha büyük dünya iktidarı mücadelesini de kazandılar.

11.   İKİYE BÖLÜNMÜŞ DÜNYA

Sanayi çağı dünyayı, hakim ve hükmeden bir İkinci Dalga uygarlığı ile bunlara tabi bir dizi Birinci Dalga sömürgeleri olarak bölünmüştür. Çoğumuz Birinci ve ikinci Dalga uygarlıkları arasında bölünmüş bu dünyada yetişmişizdir. Ve gücün kimin elinde olduğu burada da açıkça belliydi.

12.   ÜÇE BÖLÜNMÜŞ DÜNYA

·                Bugün dünya uygarlıklarının sırası farklıdır. Biz iki değil de üç karşıt ve rekabetçi uygarlığa keskin hatlarla bölünmüş bir dünya yaratacak olan tümüyle değişik bir güç yapısına doğru hızla ilerlemekteyiz; bunlardan birincisini çapa, ikincisini montaj hattı, üçüncüsünü de bilgisayar simgelemektedir.

·                Bütün bu sosyal, teknolojik ve kültürel unsurları bir anda değiştirirseniz sadece bir geçiş değil, bir transformasyon, sadece bir toplum değil, tümüyle yeni bir uygarlığın, en azından, başlangıcını yaratmış olursunuz.

·                Gezegene yeni bir uygarlık getirmek ve sonra da barış ve sükunet beklemek stratejik saflığın doruğudur. Her uygarlığın kendi ekonomik ( ve böylece de, politik ve askeri) gerekleri vardır.

·                Bu üçe bölünmüş dünyada Birinci Dalga sektörü tarımsal ve madeni kaynakları sağlar, İkinci Dalga sektörü ucuz emek sağlar ve seri üretimi yapar, hızla yayılan Üçüncü Dalga sektörü ise bilgiyi yarattığı ve kullandığı yeni yollara dayanan bir hakimiyete yükselir.

·                Üçüncü Dalga milletleri dünyaya bilgi ve yenilik, iş idaresi, kültür ve pop kültürü, ileri teknoloji, yazılım, eğitim, sağlık bakımı ve diğer hizmetleri satar. Bu hizmetlerden biri de, üstün Üçüncü Dünya güçlerinin hakimiyetine dayanan askeri koruma da olabilir. (Yüksek teknolojili milletlerin Körfez Savaşı’nda Kuveyt ve Suudi Arabistan’a sağladıkları da buydu işte.

13.   YOKSULLARI ARADAN ÇIKARMAK

·                Üçüncü Dalgada beyine dayalı ekonomilerin seri üretimi (ki, bu sanayi toplumunun belirleyici işareti olarak kabul edilebilir) daha şimdiden modası geçmiş bir biçimdir. Kitleleşmekten uzaklaştırılmış üretim, yüksek derecede bireyselleştirilmiş ürünler üretimin üstün yanıdır. Hizmetler artmaktadır. Bilgi, elle tutulamayan varlıklar en önemli kaynak olmuştur. Eğitimsiz ya da niteliksiz işçiler işsiz kalmaktadır. Eski sanayi tipi devler kendi ağırlıkları altında ezilmektedir, seri üretim çağına hakim olan General Motors’lar ve Bethlehem Çelik’ler yok olmayla karşı karşıyadırlar. Seri üretim alanındaki işçi sendikaları küçülmektedir. Medya da üretime paralel olarak kitlelerden uzaklaşmaktadır ve dev TV şirketleri, yeni kanallar arttıkça kurumaktadırlar. Aile sistemi de aynı yoldadır: Bir zamanlar modern standart olan çekirdek aile bir azınlık biçimine dönüşürken tek ebeveynli aileler, yeniden evlenen çiftler, çocuksuz aileler ve yalnız yaşayanlar artmaktadır.

·                Standartların kesin olarak belirlendiği ve hiyerarşik olduğu kültür, fikirlerin, imgelerin sembollerin karmakarışık olduğu bir diğerine kaymaktadır ve birey kendi mozaiğini oluşturacağı bireysel unsurları kendisi seçmektedir. Var olan değerlere ya meydan okunmaktadır ya da bunlar göz ardı edilmektedir. Bu yüzden toplumun yapısı tümden değişmektedir. İkinci Dalga toplumunun homojenliğinin yerini Üçüncü Dalga uygarlığının heterojenliği almaktadır.

·                Yine bununla birlikte, teknolojik değişim, işlemler ve günlük yaşamın hızı artmaktadır. Gerçekte, Üçüncü Dalga ekonomileri öyle hızlı bir tempoda çalışırlar ki, modern öncesi bayiler buna güçlükle ayak uydurabilmektedir. Ayrıca, bilginin giderek hammaddenin, emeğin ve diğer kaynakların yerini almasıyla Üçüncü Dalga ülkeleri Birinci ve İkinci Dalga ortaklarına, pazar olmaları dışında, daha az bağımlı hale gelmektedirler. Bunlar birbirleriyle giderek daha fazla iş yapmaktadırlar. Sonunda bunların bilgi temelli teknolojileri şimdi ucuz emek ülkeleri tarafından yapılan pek çok işi üstlenecek ve bunları daha hızlı, daha iyi ve daha ucuza yapacaklardır. Başka değişle, bu değişiklikler zengin ve yoksul ekonomiler arasında şimdi varolan ekonomik bağların çoğunu koparma tehdidini ortaya koymaktadırlar.

·                Çevre kirlenmesi, hastalık ve göçlerin Üçüncü Dalga ülkelerinin sınırlarından taşmasına engel olunamadığı için tam bir devre dışı durum yaratmak olanaksızdır. Yoksulların çevrelerini herkese zarar verecek şekilde kullanarak bir ekolojik savaş açmaları karşısında zengin ülkelerde ayakta kalamazlar.

14.   ÖRDEK ÇORBASI OLGUSU

Milliyetçilik sanayi devriminin bir ürünü olan milli devletin ideolojisidir. Böylece Birinci Dalga ya da tarımsal toplumlar, sanayileşmelerini başlatmak  ya da tamamlamak için millet olma unsurlarını isterler. Ukrayna, Estonya ya da Gürcistan gibi eski Sovyet cumhuriyetleri şiddetle özerklik arzulamakta ve bayraklar, ordular ve para gibi İkinci Dalgada, ya da sanayi çağında milli devletleri belirleyen dünün modernlik işaretlerini istemektedirler.

15.   KÜRESELLİKCİLİK ŞAİRLERİ

Böylece, ekonomik bakımdan geri kalmış bölgelerin şairleri ve entelektüelleri milli marşlar yazarken, Üçüncü Dalga’nın şair ve entelektüelleri ‘sınırsız’ bir dünyanın erdemlerini dile getiriyorlar. İki çok farklı uygarlığın çok farklı ihtiyaçlarını yansıtan sonuçtaki çarpışmalar, önümüzdeki yıllarda en kanlı savaşları başlatabilir.

       Her ileri teknoloji ülkesinde İkinci ve Üçüncü Dalga unsurlarının “karışımı” kendi karakteristik “formasyonunu” vermektedir. Ancak yörüngeler bellidir. Küresel rekabet yarışı Üçüncü Dalga oluşumlarını en az iç huzursuzlukla tamamlayacak ğlkeler tarafından kazanılacaktır.

16.   DEVRİM

·                Askeri kurumların bütün muhafazakarlığına karşın devrimci değişiklikler isteyen yenilikçiler hep olagelmiştir. Büyük İskender, Persleri ‘Batının piyadesini Doğunun süvarisiyle’ birleştirerek yendiği zaman, savaşta devrim yapıldığı söylenmiştir. ‘Devrim’ sözcüğü teknolojik değişiklikler için de kullanılır.

·                Bu nedenle tarihte sadece iki kere gerçek askeri devrim olmuştur ve üçüncüsünün şimdi başlamakta olanın en derini olacağına inanmak için nedenler vardır. Çünkü, savaşın parametrelerinin bazıları ancak son birkaç on yılda sınırlarına varmışlardır. Bu parametreler menzil, öldürücülük ve hızdır.

·                Kısıtlı menzilli, daha az silahlı ve daha ağır ordular kaybetmişlerdir.  Bu nedenle orduların ve silahların menzilini, ateş gücünü ve hızını arttırmaya çok büyük bir insan yaratıcılığı akıtılmıştır.

17.   BİR NOKTADA ÖLDÜRÜCÜ BİR BİRLEŞME

·                Menzili ele alın. Savaş yapanlar tarih boyunca eriştikleri yeri uzatmaya çalışmışlardır. Tarihçi Diodorus Siculus MÖ 4. yüzyılda savaş hakkında yazarken, Mısırlılar safında Perslere karşı savaşan Yunanlı General İphicrates’in silahlarının menzillerini arttırmak için “Mızraklarını yarısı kadar uzattığını ve kılıçlarını hemen hemen iki katı uzunluğuna çıkardığını” bildirir. Mancınık gibi eski silahlar beş kiloluk bir taşı ya da gülleyi 300 metre uzağa atabilirdi. Çin’de MÖ 500 ve Avrupa’da 1100 yılında kullanılan yay çok güçlü menzili olan bir silahtı. (Bu silah o kadar korkunçtu ki, 1139’da Papa II . İnnocent kullanımını yasaklamaya çalışmıştı.) 14. ve 15. yüzyıllar da okların menzili 350 metreydi. Ancak,  okçuluk alanında yüzyıllardır yapılan deneylere kaşı 19. yüzyıla kadar bir okun en uzak menzili Türklerin eriştikleri 600 metreydi. Ve gerçek çarpışma sırasında silahların azami menziline pek seyrek olarak erişilirdi.

·                Menzilde olan,  hızda da olmuştur. ABD Savunma Bakanlığı 1991 Haziranı’nda bir antiroket sistemi geliştirmesinin bir parçası olarak bir milyon watt enerji sağlayacak Alfa kimyasal lazerini kamuoyuna açıklamıştır. Doğru nişan alınabildiği takdirde bu lazer şimdi bilinen en yüksek hız olan ışık hızıyla düşman füzesine erişecektir.

·                Öldürücülüğe gelince, konvansiyonel silahların öldürme kapasiteleri sanayi devriminin başından bu yana arttırılmıştır. Bu da, günümüzde nükleer olmayan silahların, buhar makinelerinin ve fabrikaların dünyamızı değiştirmeye başlamasından bu yana, ortalama 100.000 kere daha öldürücü olması demektir. Nükleer silahlara gelince, bunların oluşturduğu tehdidi anlamak için 100 ya da 1000 Çernobil’in vereceği sonuçları düşünmek yeterlidir. Gezegenin yok olması senaryoları sadece bu son yüzyılın yarısında ciddi bir tartışma konusu olmuştur.

·                Kısacası üç ayrı askeri gelişme hattı zamanımızda patlayacak bir biçimde bir noktada buluşmuşlardır. Menzil, hız ve öldürücülük tarihin hemen hemen aynı anında, yani son elli yılda, en uç sınırlarına erişmişlerdir. Başka bir şey olmasa bile, sadece bu gerçek “Savaşta Devrim” terimini haklı çıkarmaktadır.

18.   BİRİNCİ DALGA SAVAŞI

·                Tarih boyunca insanların savaş yapma yöntemleri onların çalışma yöntemlerini yansıtmıştır.

·                Tarım devrimi insanlık tarihinin ilk büyük dalgasını başlattığında, yavaş yavaş en eski modern öncesi toplumlarının kurulmasına yol açmıştır. Böylece sürekli iskan bölgeleri ve diğer toplumsal ve politik yenilikler ortaya çıkabilmiştir. Bunların arasında da en önemlisi hiç kuşkusuz savaşın kendisiydi.

·                Modern öncesi savaşların hepsinin ekonomik nedenleri yoktu. Savaş nedenleri edebiyatında, dini fanatiklikten türlerin doğuştan gelen saldırganlıklarına kadar pek çok neden sayılır. Ancak, ünlü bir ekonomist ve barış aktivisti  olan Kenneth Boulding’e göre savaş; “Eşkiyalıktan, yol kesicilikten ve rastlantısal şiddetten başka şeydir... Bir yere toplanmış ve bir tek  otorite emrine verilmiş bir tarım ürünü fazlalığı gerektirir...”

19.   İKİNCİ DALGA SAVAŞI

Sanayi devrimi tarihsel değişimin İkinci Dalgasını başlattı. Bu ‘dalga’ milyonlarca insanın geçim biçimini değiştirdi. Ve savaş bir kere daha servet yaratımındaki ve çalışmadaki değişiklikleri yansıttı.

Fransız Devrimi’nden önce savaş aslında hükümdarlar arası bir çatışmaydı. O olaydan sonra bu giderek insanlar arasında bir çatışma olmuştur ve bu seferberlik altındaki orduların bir çatışması halini almıştır.

20.   SÜNGÜLER VE ÇIRÇIR FABRİKALARI

Savaş, örneğin değişebilir parçalar ilkesini yaygınlaştırarak, sanayileşme sürecini hızlandırmıştır. Bu temel sanayi yeniliği, tabancalardan yelkenli gemilerin makaralarına kadar her alanda hemen kullanıma geçirilmiştir. Sanayi öncesi Japonya’da da en erken ve ilkel mekanizasyon, silah üretimi alanında gerçekleştirilmiştir.

Diğer önemli sanayi ilkesi olan standardizasyon da çok geçmeden sadece silahlara değil, askeri eğitimde, organizasyonda ve doktrinde de kullanılmaya başlanmıştır. Böylece sanayi değişimi, teknolojinin çok ötesine gitmiştir. Soyluların önderliğindeki geçici başıbozuk ordular yerlerini savaş akademilerinde eğitilmiş profesyonel subayların önderliğindeki düzenli ordulara bırakmışlardır.

21.   BİR RAPOR BOMBARDIMANI

“Makine Çağı” makineli tüfeği, mekanize savaşı ve yeni ateş güçlerini doğurdu; bunlar da göreceğimiz kaçınılmaz olarak yeni taktik türlerine yol açtılar. Sanayileşme daha iyi yollara, enerjiye ve haberleşmeye götürdü. Modern milli devlete daha etkin vergi toplama yolları sağladı. Bütün bu gelişmeler potansiyel askeri operasyonların boyutlarını çok büyük ölçülerde genişlettiler. İkinci Dalga toplumun üzerinden geçerken Birinci Dalga kurumları dağıldı ve sürüklendi gitti. Seri üretimi, kitlesel eğitimi, kitlesel haberleşmeyi, kitlesel tüketimi ve kitlesel eğlenceyi, kitlesel imha silahlarıyla ilişkilendiren bir toplum düzeni ortaya çıktı.

22.   MONTAJ HATTINDA ÖLÜM

Zafer için sanayi temeline dayanan Birleşik Devletler, II. Dünya Savaşı’nda cepheye 15 milyon asker göndermekle kalmayıp, 6 milyon tüfek ve makineli tüfek, 300.000 uçak, 100.000 tank ve zırhlı araç, 71.000 tekne ve 41 milyar mermi üretmiştir.

 II. Dünya Savaşı ölümü sanayileştirmenin korkunç potansiyelini göstermiştir. Naziler gerçek bir fabrika stilinde 6 milyon Yahudi öldürmüşlerdir ve ölüm konusunda gerçek bir montaj hattı yaratmışlardır. Savaşta ise tüm katılan ülkelerden 15 milyon asker ve bunun iki katı kadar da sivil ölmüştür. Böylece, atom bombaları Hiroşima ile Nagasaki’yi daha yerle bir etmeden savaş, eşi görülmedik kitle imha düzeylerine erişmişti. Örneğin, 9 Mart 1945’te, 334 Amerikan B-29 bombardıman uçağının Tokyo’ya bir tek saldırısında 267.171 bina yıkılmış, 84.000 sivil ölmüş ve 40.000 sivil yaralanmıştır.

23.   CİN’İ ŞİŞEYE SOKMAK

Sovyet ve Doğu Bloku konvansiyonel orduları çok büyük ve tankları Batınınkilerden çok fazla olduğu için NATO  planlamacıları Batı Avrupa’ya bir Kızıl Ordu saldırısını nükleer silahlara başvurmadan nasıl püskürteceklerini bilemiyorlardı. Almanya’nın savunulması için hemen hemen bütün NATO senaryoları bir Sovyet saldırısının başlamasından üç ila on gün sonra nükleer silah kullanımını kapsamaktaydı. Ancak nükleer silahlar kullanıldığında, NATO’nun savunmayı taahhüt ettiği Batı Almanya’nın büyük bir kısmı yok olacaktı.

Ayrıca, kısa menzilli taktik nükleer silahlardan küresel bir nükleer çarpışmaya tırmanma olasılığı Pentagon’da, Brüksel’de NATO karargahında ve Kremlin’de ışıkların sabaha kadar yanmasına neden oluyordu.

24.   PENTAGON’U DEĞİŞTİRMEK

Ayrıca, askerler arasında bu konular üzerinde tartışmalar devam ederken, askerlerin içinde bulundukları Amerikan toplumunda derin bir değişiklik yer almaktaydı. Havada yeni fikirler ve yeni olasılıklar vardı. Böylece, Amerikan ekonomisi eski seri üretimden bireyselleştirilmiş üretime geçerken, servet yaratmanın bir Üçüncü Dalgası biçimlenmeye başlanırken, orduda da paralel bir gelişme başladı. Dış dünyanın hiç haberi olmadan bir Üçüncü Dalga savaşı kuramı formüle etmek için ilk adımlar atıldı.

Herhangi bir askeri doktrini değiştirmek bir tankı kestane atarak durdurmaya çalışmaya benzer. Büyük modern bürokrasiler gibi askeriye de yeniliğe direnir, hele değişiklik, bazı birimlerin önemlerinin azaltılması, yeni beceriler öğrenmek ve sınıflar arasındaki rekabetlerin üstüne çıkmak demekse.

Yeni bir doktrini tanımlamak, ona hem silahlı kuvvetlerde hem politikacılar arasında destek kazanmak, sonra da onu eğitilmiş birimler ve gerekli teknolojilerle donatmak çok devasa bir iştir ve bunu, general olsa da olmasa da, bir tek kişinin başarması olanaksızdır. Bunun için, mermilerinin fikirler olduğu bir kampanya gereklidir.

25.   İMHA FAKTÖRLERİ

·            Campen şöyle diyor: “Bilgi, önem bakımından silah ve taktikle rekabet ederek, bir düşmanın komuta ve kontrol araçlarının koparılması ve yok edilmesiyle ciddi olarak çökertilebileceği fikrine inanılırlık kazandırmıştır.”

·            Savaşta bilgi faktörünün artışının bir göstergesi  bilgisayarlaşmaktır. Campen’e göre, “Savaşın şimdi hemen hemen her cephesi otomatlaşmıştır, büyük miktarlarda ve değişik biçimlerde bilgiyi iletebilme yeteneğini gerektirir.” Çöl Fırtınası’nın sonunda savaş bölgesinde Birleşik Devletler’deki bilgisayarlara bağlı olan 300.000’den fazla bilgisayar vardı. Halk televizyonda uçakları, topları ve tankları görmüş, ama şimdi en sıradan askeri işlevler için gerekli, gözle görünmeyen haber, veri ve bilgi akışını görememiştir. Campen şöyle diyor. “Hava kuvvetleri üslerinde çoğu temel düzey işlevler otomatlaştırılmıştır. İkmal ve bakım işlevleri rutin olarak uçuş hattındaki bilgisayarlar tarafından yapılmaktadır.”

·            Bir askeri istihbarat  uzmanı olan Binbaşı T.J. Gibson ise şöyle yazıyor: “Daha yüksek komuta düzeylerinde düşman formasyonları ve güçleri bilgisayarlarla izlenip analiz edilmekte, eylem yolları yapay zeka kullanan savaş oyunlarında ele alınmakta, lojistik ve personel bilgisi bilgisayar dosyalarında toplanıp izlenmektedir.”

·            Körfez’de en güçlü bilgi silahlarından ikisi uçmuştur. Bunlar AWACS ve J-STARS. Bilgisayarlar, haberleşme araçları, radar ve sensorlarla dolu bir Boing 707 olan AWACS (Airborne Warning and Control System; Uçan Uyarı ve Kontrol Sistemi) gökyüzünü 360 derece tarayıp düşman uçak ve füzeleri hakkında topladığı bilgileri yer birliklerine iletir.

·            Körfez Savaşı’nda Saddam’ın askeri ve politik komuta merkezlerine yapılan saldırılarla aynı anda yapılarak Irak liderliğini savaş alanındaki askerlerden koparmak amacını hedeflenmişti. Buradaki amaç, Irak askeriyesinin beynini ve sinir sistemini koparmaktı. Savaşın ‘cerrahi’ bir bölümü olduğu söylenebilirse, bu da sözgelimi, beyin ameliyatıydı.

·            Birleşik Devletler, Japonya ve Avrupa’daki gibi bir beyin gücü, ekonominin beyin temelli bir askeriye demek olduğu giderek benimsenmektedir. Göreceğimiz gibi düşük teknolojili ülkeler bile askerlerinin bilgi yoğun kısımlarını arttırma yarışı içindedirler.

·            Bu yeni düşüncenin tadını belki de en iyi belirten Faslı sosyolog ve feminist; ve ABD’nin Körfez Savaşı’ndaki rolünün en ateşli Müslüman eleştirmeni olan Fatima Mernissi’dir. Mernissi şöyle demektedir: “Batı’nın üstünlüğü askeri malzemesinden çok askeri üslerinin laboratuar; birliklerinin ise araştırmacılar ve mühendislerden kurulu bir beyin olmasındadır.”

·            Bilgisayar taşıyan askerlerin silah taşıyanlardan çok olacağı günler gelebilir. Amerikan Savunma Bakanlığı 1993’te Hava Kuvvetleri’nin 300.000 kişisel bilgisayar almasına izin verdiğinde, bu yolda bir başlangıç yapmıştır. Kısacası, bilgi, üretimin merkezi kaynağı olduğu gibi, şimdi imhanın da merkezi kaynağıdır.

·            İş aleminde olduğu gibi savaşta da “değerin” ölçülme yolları yeni gerçeklerin gerisinde kalmıştır.

26.   BİREYSELLEŞME

·       Morelli, “Biz üretimin bireyselleştirilmesine paralel olarak imhanın bireyselleştirilmesine doğru gidiyoruz” demiştir.

·       Giyim sanayiinde bireyselleşme kumaşı tek tek kesmek için bilgisayarla yönetilen laser kullanmak demekse, savaş alanında da bu tek tek hedefi belirlemek için laser kullanmak demektir.

·       Bu yeni kabiliyetlerin ne kadar şaşırtıcı olduğunu takdir edebilmek için  geçmişe bir bakış yeterlidir. Örneğin, 1881’de bir İngiliz Filosu, İskenderiye yakınlarındaki Mısır kalelerine 3000 mermi atmıştı. Bunlardan sadece onu hedefi vurmuştu.

·       Vietnam Savaşı’nda Amerikalı pilotlar, Thanh Hoa Köprüsünü yıkmak için başarısız bir girişimde 800 sorti yapmışlar ve on uçak kaybetmişlerdir. Daha sonra ilk akıllı bombalara sahip dört F-4 köprüyü bir geçişte yıktı.

·       Vietnam’da Amerikan M-60 tankı mürettebatı, ateş edebilmek için tankın korunacağı bir yer bulmak ve tankı durdurmak zorundaydılar. Geceleri 2000 metreden bir hedefi vurma şansı, tank uzmanı Ralph Hallenbeck’e göre, hemen hemen hiçti. Bugün bir M-1 mürettebatı durmadan ateş edebilir. Gece görüş gözlükleri, lazerler ve ısı, rüzgar ve diğer koşulları otomatik olarak ayar eden bilgisayarlar on atışın dokuzunda isabet sağlamaktadır.

·       Bugün bir tek F-117 uçağı bir sortide bir tek bomba atarak İkinci Dünya Savaşı’nda B-17’lerin 4500 sorti ve 9000 bomba ya da Vietnam’da 95 sorti ve 190 bomba atarak yaptığı işi yapabilmektedir.

·       Yeni ‘akıllı’ ekonominin akıllı işçilere de ihtiyaç göstereceği artık genelde kabul görmektedir. Kol gücü azaldıkça büyük sayıda niteliksiz işçilerin yerini giderek yüksek derecede eğitilmiş ve zeki makineler alacaktır.

·       Bu süreç de askeriyede tam paralelini bulacak, akıllı silahlar akıllı askerleri  gerektirecektir. İyi eğitilmemiş askerler Birinci Dalga’nın tipik göğüs göğüse savaşanlarında kahramanca çarpışabilirler; İkinci Dalga savaşlarını yapıp kazanabilirler; ama bunlar da, cahil işçilerin Üçüncü Dalga sanayilerine yük oldukları gibi Üçüncü Dalga ordularına yük olacaklardır.

·       Askerlikte ileri eğitim bugün iş alanının en yüksek düzeylerinden daha yaygındır. Kuzey Carolina Yaratıcı Liderlik Merkezi’nin yakınlarda yaptığı bir araştırma en üst düzey Amerikan yöneticilerinin sadece % 19’unun doktora yaptıklarını, oysa tuğgeneraller arasında bu oranın % 88 olduğunu göstermiştir.

·       Eğitim düzeyinin yükselmekte olduğu, daha alt rütbelerde de görülmektedir. Ordunun Körfez Savaşı’nda hepsi de gönüllü olan kadrosunun % 98’i lise mezunuydu ve bu da tarihin en büyük yüzdesiydi. Çoğu daha ileri eğitim görmüşlerdi. Vietnam’daki zorunlu asker ile Çöl Fırtınası’ndaki gönüllü askerler arasındaki farkı bir televizyon muhabirinin tank önünde duran siyahi bir Amerikan çavuşunun yüzüne mikrofonunu uzattığı zaman televizyonda hepimiz görmüştük. Muhabir, “Bir kara savaşı olacak görünüyor, asker. Korkuyor musun?” diye sordu. Kendinden emin görünen genç çavuş düşünceyle baktı bir an, sonra “Korku mu? Hayır. Belki hafif bir kaygı diyebiliriz,” dedi.

27.   ORGANİZASYON

Eski bir havacı general olan Perry Smith şöyle diyor: “Pentagon’un dünyanın dört bir yanındaki birliklerimize anında erişebilecek iletişim kolaylıklarına sahip olduğu şu anda pek çok kimse savaşların Pentagon tarafından kontrol edileceğini sanmışlardır... Ancak Körfez Savaşı’nda bunun tam aksi olmuştur.” Savaş alanındaki komutanlara daha büyük bir özerklik verilmişti. “Merkezi karargah sahra komutanını destekliyordu ama onu yönetmiyordu.”

Otoritenin aşağıya doğru kayması Saddam Hüseyin’in ordusunu yönetme biçimiyle ortaya daha büyük bir çelişki çıkarmıştır. Onun ordusunda savaş alanındaki komutanlar yukardan onay gelmedikçe hareket etmekten korkuyorlardı. Üçüncü Dalga şirketlerinde olduğu gibi Üçüncü Dalga ordusunda da karar verme yetkisi mümkün olan en alt düzeylere doğru itilmektedir.

28.   SİSTEM ENTEGRASYONU

Körfez’deki savaşta hava ‘müdürlerinin’ gökyüzünü ‘savaştan arındırmaları’ yani müttefik uçaklarının birbirlerinin yoluna çıkmalarını önlemeleri bekleniyordu. Bunu başarmak için günlük Hava Görev Emrine uygun olarak binlerce sortiye yol göstermek zorundaydılar. Campen’e göre bu uçaklar “149.760 kilometreye yayılmış olan 122 değişik hava yakıt ikmal yolu, 660 yasak operasyon zonu, 312 füze atış yolu, 78 bombardıman koridoru, 92 hava devriye noktası ve 36 eğitim alanı” arasından çok yüksek hızlarla geçmek zorundaydılar. Bütün bunların ayrıca, ‘altı bağımsız devletin her an değişen sivil hava yollarıyla tam olarak koordine edilmesi’ gerekiyordu.

Savaşın lojistiği de akıllara durgunluk verecek boyutlardaydı. Savaştan sonra Amerikan birliklerini çekmek bile devası bir işti. Yarım milyon askeri Amerika’ya geri göndermek General William G. Pagonis’in sorumluluğundaydı. Ancak bu görev içinde 100.000’den fazla kamyon, cip ve diğer tekerlekli araçların; 10.000 tank ve topun ve 1900 helikopterin yıkanıp hazırlanıp gönderilmesi de vardı. 40.000’den fazla konteyner sevk edilmişti.

Büyük nakliyat şirketleri ilk kez olarak taşıdıkları malzemeyi bilgisayar ve uydularla izlemişlerdir. İş idaresi konusunda iki doktora diploması olan Pagonis şöyle diyor: “Modern çağlarda her bir çivinin hesabının verildiği ilk savaş budur.” Askerler için bunu mümkün kılan şey sadece bilgisayarlar, veri tabanları ve uydular değil, sistematik entegrasyonlarıydı.

29.   ALT YAPI

Körfez Savaşı’nda ‘askeri tarihin en büyük tek haberleşme seferberliği’ görülmüştür.

Bölgedeki çok küçük kapasitelerle işe başlanıp çok büyük bir hızla birbirlerine bağlanan karmaşık bir ağlar sistemi kurulmuştur. Mitre şirketinden Larry K. Wentz’in söylediğine göre bu ağlar uydu haberleşmesi için 118 hareketli yer istasyonuna, 12 ticari uydu terminaline bağlıydı ve 329 ses ve 30 mesaj devresi sağlayan 81 santral kullanılmıştı.

Amerika’nın çeşitli yerlerindeki veri tabanları ve bilgisayar ağları çok karmaşık bağlantılarla savaş alanındaki ağlara bağlanmıştı. Günde 700.000 telefon konuşması yapılıp 152.000 mesaj gönderiliyor ve 30.000 radyo frekansı kullanılıyordu. Hava savaşı tek başına 30 milyon telefon konuşması içermişti.

30.   HIZ

Savaşta sürat; mutlak sürat değildir, düşmanın hızına göre süratli olmaktır. Forbes dergisine göre; “Amerika askeri savaşı kazanmıştır.. tıpkı Japonların bize karşı ileri teknoloji ticareti ve üretim savaşını kazandıkları gibi: Hızlı, zaman temelli rekabet stratejisi kullanarak.”

Bir iş çevresi ve bir ordu çok farklı şeylerdir kuşkusuz. Bir şirket müdüründen canını tehlikeye atması ya da çalışanları zarar görecekleri bir duruma sokmaları istenmez. Ancak servet üretme biçimimiz gerçekten de savaşma biçimimizden farksızdır.

Körfez Savaşı’nda iki askeri yöntem, İkinci Dalga ve Üçüncü Dalga kullanılmıştır. Irak birlikleri, özellikle radar ve gözetleme tesislerinin çoğunun imhasından sonra, konvansiyonel bir ‘askeri makine’ idi. Makineler İkinci Dalga döneminin kaba teknolojisidir, güçlü ama aptaldırlar. Buna kıyasla müttefik kuvvetleri bir makine değildi, büyük bir iç beslenmesi, iletişimi ve kendini düzenleme yeteneği olan bir sistemdi. En azından kısmen bir Üçüncü Dalga ‘düşünce sistemi’ydi.

Bu ilke anlaşıldığı takdirde silahlı şiddetin geleceğini ve böylece geleceğin gerektireceği savaş karşıtı mücadele türlerini anlayabiliriz.

31.   SAMURAY VE ASKER

Yenisi çıktığında eski savaş biçimlerinin tümüyle ortadan kalkmadığını biliyoruz. İkinci Dalga, seri üretimi özelleştirilmiş Üçüncü Dalga ürünlerinin gelişiyle ortadan kalkmadığı gibi, bugün dünyada bölgesel önemli İkinci Dalga orduları olan yirmi kadar ülke vardır. Bunlardan bazıları gelecekteki çatışmalarda piyadelerini ölüme göndereceklerdir. Siperler, koruganlar, kitlesel birlikler, cepheden saldırılar gibi İkinci dalga savaşının tüm yöntem ve silahları, düşük teknolojili az hassas silahlar ve ‘akıllı’ tanklar ve toplar yerine ‘aptal’ tanklar ve toplar, yoksul ve öfkeli devletlerin cephaneliklerini doldurmaya devam ettikçe, hiç kuşkusuz, kullanılacaklardır.

32.   ENFO-KÜRE’DE KAHKAHA

Bu kadar sözde parlak insan, politikacılar, gazeteciler, dış politika uzmanları, her türden köşe yazarı neden Soğuk Savaşın sonundan sonra dünyada şiddet başlayınca bu kadar şaşırdılar diye kendi kendine soruyordur.

Özel harekat birimleri bir komando baskını için tabur gücünde olabildikleri gibi bir avuç insandan da oluşabilirler. Bu birimlerde görev alacak kişiler çok uzun eğitimden geçirilir. Bir eski özel güçler subayı şunları söylerken fazla abartmıyordu: “Gerçekten işe yarar birini elde etmek için on yıl gerekir. Kişi on sekizinden yirmi sekizine kadar bir öğrenim eğrisindedir.” Küçük bir timdeki her askerin pek çok beceriye sahip olması gerekir ki, birden fazla dili iyi konuşmak bunlardan sadece biridir. Askerler yabancı silahları kullanmaktan kültürler arası duyarlılığa kadar her konuda ders alırlar.

1992’de Amerikan Özel Harekat Komutanlığının hava, kara ve deniz birimlerinde 42.000 askeri ve yedeği vardı. Bunlar Kuveyt ve Panama’da, Almanya’da Bad Tölz’de ve Japonya’nın Okinawa adasının Torii İstasyonunda da olmak üzere yirmi bir ülkede konuşlandırılmışlardır.

 

33.   DÜŞÜK YOĞUNLUKTA ÇATIŞMALAR LOBİCİLİĞİ

Messing şöyle diyor: “Bugün bir ekibi alıp geceleyin hedeflerinden 40 kilometre uzakta 10.000 metreden atabiliriz. Paraşütçüler yere inerlerken bir gözleriyle aşağıya bir gözleriyle kızılötesi bir alete bakarlar. Havadayken bir haritayı okuyabilirler. Birbirlerine kızılötesi tanınma işareti gönderebilirler, biri saniyede iki diğeri beş kere yakıp söndürür ve hepsi on metre çapında bir daireye inebilirler.”

Amerikan uçakları Balkanlardaki kuşatılmış köylere yiyecek paketleri attığında bunların çoğu hedef noktalarından çok uzağa düşmüştü. Ancak bugünün teknolojisi bile şimdiden geride kalmıştır. AAI Şirketi havadan indirme teknolojisinde yenilikleri ilan etmiştir. Şirketin duyurusunda şöyle deniliyor: “Saatte 240 kilometre hızla uçan kargo uçaklarından 20 tonluk malzemeyi başarıyla attık. Bunlardan her biri şaşırtıcı bir tam isabetle sonuçlanmıştır.”

“Bu eşsiz sistem, yük yere yaklaştığı sırada ateşlenen bir roket mekanizması kullanmaktadır. Paraşütün bir lazer yükseklik ölçeriyle roketlere ne zaman ateşleneceklerini bildiren bir sekans sistemi vardır... Yakında 60 tonluk yükleri atabileceğiz. Tümüyle harekete hazır Sheridan tankları gibi savaş araçları artık güvenle indirilecektir.”

34.   ASKERİ TELEPATİYE DOĞRU

Üçüncü Dalga kovuk savaşının  daha derin etkileri hükümetler, barış savunucuları ve hatta pek çok askeri düşünür tarafından bile henüz ele alınmış değildir. Gelişmiş kovuk savaşı teknolojilerinin hızlı gelişmesinin jeopolitik ve sosyal sonuçları ne olacaktır? Dünyanın sivil toplumlarına katılacak olan on binlerce eğitimli Özel Harekat askerine ne olacaktır?

Yarı yarıya çözülmüş olan eski Sovyet ordusunun üst düzeyde eğitilmiş Spetnaz askerleri becerilerini başka ülkelerde mi pazarlıyorlar? Ya mücahitlerin  Sovyetler’le savaşına yardım için Afganistan’a geçen binlerce genç Arap ve İranlı ne olacak? Bunların çoğu gerilla savaşı ve Özel Harekat becerileri eğitimi görmüştü. Ama aralarında Mısır, Tunus ve Cezayir’in de bulunduğu kendi devletleri, devlet aleyhtarı devrimciler için çalışacaklarından korkarak bunların ülkelerine dönmelerini güçleştirmiştir.

Özel güçler askeri seçkinlerdir. Ama bazı eleştirmenlerin ısrarla söyledikleri gibi, bu askeri seçkinler, demokrasiye bir tehdit mi oluşturmaktadırlar?

35.   DÖRDÜNCÜ BOYUT

Anson ile Cummings şöyle diyorlar: “Uzay, savaşa dördüncü bir boyut getirmiştir. Çatışmanın genel yönünü etkilemiş ve can kurtarmıştır. Uzay... Irak güçlerinin ve müttefik hava saldırılarının verdiği zararın ayrıntılı görüntülerini sağlamıştır. Scud füzelerinin atılmasında erken uyarısını yapmıştır. Uzay her askerin performansını etkileyen ve füzeler, tanklar, uçaklar ve gemiler üzerinde şaşırtıcı isabete neden olan bir seyir sistemi sağlamıştır.” Uydular hedefleri tanımlamış, kara askerlerinin kum fırtınalarından kaçınmalarını sağlamış, toprağın nemini ölçerek müttefik komutanı Schwarzkopf’a çölün hangi kısmının tank hareketine imkan vereceğini söylemiştir.

36.   RİCHMOND’A BİR NÜKLEER BOMBA

ABD Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı şöyle diyor; “Hiçbir ülkenin, alnımızın teriyle kazandığımız uzay üstünlüğümüzün bir kısmına bile müdahale etmemesini sağlayacak kapasitelerin yapımına devam etmenin yolunu mutlaka bulmalıyız.”

Rus Kruşçev, Sovyet füzelerinin uzayda bir sineği vurabileceklerini söyleyerek övünmüştü. Sovyetler 1986’da bir ASAT silahını gerçekten denemiş bulunuyorlardı.

37.   SAVAŞ ALANI KELEPİRİ

Ucuz aylıklı zorunlu askerlik yapılan ordular, teknolojik ikame gereğini azaltırlar. Ama ordular daha yüksek ücret alan profesyonellerden oluşunca robotlar bir savaş alanı kelepiri olurlar.

Jerry Harrison’a göre, Körfez Savaşı’nın aşırı derece düşük müttefik kayıpları pek çok insanı şaşırtan bir standart getirmiştir. Bunu gelecek bir savaşta tekrarlamak robotlaşmakla mümkündür. 

38.   ÇÖL ÜZERİNDE ROBOTLAR

İsrail tarafından tasarlanan ve bir ABD firması tarafından yapılan Pioneer ‘pilotsuz uçakları’ medyanın ve Iraklıların pek dikkatini çekmemişti. Bunlardan bir kısmı USS Wisconsin savaş gemisinden, diğerleri ise kara birlikleri tarafından atılmıştı. Deniz kuvvetlerinin ‘insansız hava araçları’ program müdür yardımcısı Edward E. Davis’in söylediğine göre, Pioneer’ler 330 sorti yapmış ve Çöl fırtınası başladıktan sonra 1000 saat gökyüzünde kalmışlardır. Bunlardan biri tüm savaş boyunca günde yirmi dört saat havada kalmıştır.

Bu RPV’ler keşif görevleri yapmışlar. Bomba hasarlarını tespit etmişler, Körfez’de mayın aramışlar, Irak devriye botlarını izlemişler ve daha başka görevler yapmışlardı. İçerinden üçü hafif silahlarla vurulmuş, biri düşmüştür.

Havadaki Pioneer’ler, üslerine dönen Irak’ın seyyar füze rampalarını izlemişler, Silkworm füzelerini rampalarını bulup aktif olup olmadıklarını saptamışlar, Iraklı kara kuvvetlerini Suudi Arabistan’da el Kafji’ye yaptıkları tek saldırı için toplanmakta olduklarını gözlemlemişlerdir. Pilotsuz uçaklardaki kamera ve sensorların topladıkları bilgi, yer istasyonlarına sonra da Irak askerlerini vurmak için havalanan Kobra’lara ve Av-8B’lere iletilmiştir. Pioneer’ler başka yerlerde de yol keşfi yapmışlar ve ordunun Apache helikopterlerinin izleyecekleri uçuş planlarını tayin etmişlerdir.

 

39.   DA VİNCİ DÜŞLERİ

Amerikan askeri planlamacıları, sabit ve hareketli nesneleri 750 ila 1500 kilometre uzaktan sezebilecek yeni kuşak sensorların hayallerini kurmaktadırlar.

‘Rüya mayını’, çevresindeki alanı akustik olarak tarayacak, motor gürültülerini beynindeki araç tipleriyle karşılaştıracak, hedefi tanımlayacak, kızılötesi bir sensorla yerini saptayacak ve sonra da ona bir bomba fırlatacaktır.

40.   BİR HOLLYWOOD GİYSİSİ

Tümgeneral Jerry Harrison’a göre askerler artık, ‘Sırtına bir tüfek ya da bir telsiz asılacak biri değil, bir sistem olarak’ görülecektir.

Asker Entegre Koruyucu Giysisi kavramı araştırılmaktadır. Bu ‘giysi’ nükleer, kimyasal ya da biyolojik silahlara karşı korunma ve gece görüşü sağlayacaktır. Yine giyside olan bir nişan sistemi, göz hareketlerine uygun olarak silahı otomatik olarak askerin baktığı yöne çevirecektir. 

41.   SÜPER VEBA

·      Kitle imha silahlarının en kötüsü olan biyolojik silahlara gelince, 1972’de bu tür silahları yasaklayan anlaşmaya imza koyan Sovyet Birliği’nin daha uzun süre biyolojik savaş silahları üzerinde çalıştığı artık bilinmektedir. Ve bu çalışma Gorbaçov’un yalanlamasından sonra; Sovyet devletinin çöküp yerine Rusya’nın geçmesinden sonra; Yeltsin’in mikrop savaşının sona erdirilmesini kamuoyu önünde emretmesinden sonraya kadar devam etmiştir. Bu çalışma küçük bir kentin nüfusunun yarısını kısa zaman da öldürecek genetikle ilişkili bir ‘süper veba’ araştırmasını içeriyordu ve hala da içeriyor olabilir.

·      Politik bakımdan parçalanmış ve anarşinin eşiğinde olan bir ülkede, eski Sovyetler Birliği laboratuarlarında hiç kuşkusuz hala bulunan virüsleri kim kontrol edecektir? Ve bunlar ne kadar güvenlidirler?

·      Sovyetler, hiç kuşkusuz kendi laboratuarlarında üretilen bu dehşetin farkında olarak, 1976’da egzotik silahlara uluslararası yasak getirilmesini istediler. Ruslar o zaman ırk belirleyici silahlar konusunda uyarıda bulundular; bunlar genetik ayrımlarla sadece seçilmiş bir etnik grubun üyelerini öldürecek mikroplardı. İsveç Milli Savunma Araştırma Enstitüsü müdürü Bo Rybeck 1992’de, farklı ırksal ve etnik grupların DNA varyasyonlarını tanımlamaya başladıkça, ‘siyahlar, beyazlar ve Doğulular, Yahudiler, İsveçliler ve Finliler arasındaki farkları saptayacağımızı ve sadece belirli bir grubu öldürecek bir mikrop geliştirebileceğimizi söylemiştir. Yarının ‘etnik temizleyicilerinin’ böyle bir teknolojiyi nasıl kullanabileceklerini hayal etmek hiç de güç değildir.

·      Bir de ekolojik silahlar vardır. Saddam Hüseyin, Kuveyt petrol kuyularını ateşe verdiğinde, Romalıların Kartaca tarlalarına tuz dökmelerinden ya da Rusların II. Dünya Savaşı’nda Nazi istilacılarını aç bırakmak için toprakları yakmalarında, ya da Birleşik Devletler’in Vietnam’da bitki örtüsünü yok etmek için ilaçlar kullanma politikasını izlemelerinden başka bir şey yapıyor değildi.

·      Ekolojik silahların gelişmiş biçimleri hayal edildiğinde bunlar ilkel kalmaktadır. Örneğin, belirli elektromanyetik dalgalar üreterek deprem ya da yanardağ patlamaları yaratmak; rüzgar akımlarının yönünü değiştirmek; belirli bir ürünü yok etmek için genetik olarak değiştirilmiş böcekler göndermek; düşmanın toprağının üstündeki ozon tabakasını lazer ışınlarıyla kesmek; ve hatta havayı değiştirmek.

·      Washington’un ileri gelen çevreci beyin deposu Worldwatch Enstitüsü’nden  Lester Brown daha 1977’de, ‘iklimi değiştirme çabaları giderek çoğalmaktadır’ demişti; bu da ’besin maddelerini arttıramayan ülkelerin yağmur için rekabet etmeleriyle meteorolojik bir savaşı’ başlatabilecekti. Havada çok küçük de olsa bir değişiklik yapmanın çok güç olduğu anlaşılmıştır. Ama bu büyük çaplı hava değişimi yaratma konuşmalarını azaltmış değildir. Küresel ısının artmasıyla kutup buzdağlarının erimesi ve kıyıların su altında bırakılması konuşulmaktadır. Ancak Kuzey Buz Denizi’ni eritme türünden soluk kesici bir planın, Rus Devrimi’nden kısa bir süre sonra Lenin tarafından ileri sürüldüğü söylentilerini günümüzde pek az kimse hatırlamaktadır.

·      Rusya’nın tarihi stratejik sorunu, donanması için bir ılık su limanının olmayışıydı. Kıyıları çok büyük alan kaplarsa da, çoğu kuzeyde, Sibirya’dadır. Sular buz tutar ve kıyılar donmuştur. Ancak Kuzey Buz Denizi, Sibirya’dan akan nehirlerle beslenmektedir. Lenin’in planı bu nehirlerde barajlar kurup akışı güneye yöneltmekti. Bu sanayi gelişmesi için çok büyük bir elektrik enerjisi sağlayacak, Sibirya iklimini ısıtacak, ekilebilir araziyi çoğaltacak, okyanusa tatlı su akışı azaltılarak tuz birikimi değişecek ve buzlar eriyecekti; bu da limanların Rus donanmasına açılması, dünyanın denizlerine erişebilme demekti.

·        Ekolojik bakımdan korkunç olan bu plandan bir sonuç çıkmamışsa da, Sovyetler Birliği’nin 1956 yılında Birleşik Devletler’le Bering Boğazı’na bir set çekme projesi önerdiği söylenmektedir; böylece, Lenin planında olduğu gibi, Kuzey Buz Denizi ısınacaktı. Atomla çalışan pompalar suyu kuzeye hızla itecek, bundan Rus kıyıları olduğu kadar Alaska kıyıları da yarar görecekti.

·        Birleşik Devletler’in, Pentagon uzmanlarının bunun Amerika’nın batı kıyılarını etkiyeceğini ve California’dan Japonya’ya kadar olan alanda suların bir buçuk metre yükseleceğini belirtmeleri üzerine planı reddettiği söylenmektedir.

·        Sovyetler, bu kere Okhotsk Denizi’ni ısıtmak için, Japonlara buna benzer bir plan önermişlerdir. Bütün bu planlar Rus donanmasının gemilerine ve denizaltılarına önemli stratejik yararlar sağlayacaktı.                

42.   GÖRÜNMEZ DUVAR

·                “Savaş asla insani, temiz ya da kolay yapılamaz.”

·                Bir kere sistematik olarak geliştirildikten sonra öldürücü olmayan silah olasılıklarını değerlendirmek için bunların kullanabileceği durumları hayal etmemiz gerekir. Şöyle bir örnek verebiliriz: Sudan’ın başkenti Hartum’da öfkeli bir İslam aşırılıkçı kalabalığın Batılı büyükelçiliklere saldırdıklarını düşünelim. Kalabalıklar bir dizi elçilik binasını yağma ediyorlar ama ‘Amerika’ya Ölüm’ çağrılarına karşılık Amerikan elçiliğine dokunulmuyor ve Amerikalı rehine alınmıyor.

·                Binlerce gösterici duvarlarla çevrili Amerikan elçiliğine yaklaşırken liderleri aniden kusarak ve barsaklarını boşaltarak yere devriliyorlar. Duvarlara kimse yaklaşamıyor. Bu midesi bulanan ve diyare sancılarından kıvrananların sayısı arttıkça kalabalık yavaş yavaş dağılıyor, içlerinden bazıları Allah’ın kendilerini cezalandırdığını söylüyorlar.

·                Hartum’daki Amerikan büyükelçiliği sözcüsü öteki elçiliklere yapılan saldırıları ‘uluslararası topluma karşı işlenmiş barbarca bir suç’ olarak kınıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, elçiliklerini korumak için yeni bir ‘gizli silah’ mı yerleştirdiği sorularını yanıtsız bırakıyor.

·                Kalabalık kontrolü için, ileri ses ötesi jeneratörlerin Fransa ve diğer ülkelerde test edildiği bilinmektedir. Bu aletlerin çıkarttığı düşük frekanslı ses dalgaları mide bulanmasına, baş dönmesine ve barsak kontrolünün kaybına yol açabilir. Bu etkilerin geçici olduğu, jeneratör kapatıldığı zaman kesildiği bilinmektedir. Kalıcı bir yan etkisine rastlanılmamıştır.

·                Bugün Amerikan araba sahipleri önlerine geyik çıkmaması için arabalarına küçük bir aygıt takarlar. Ses ötesi caydırıcılar bu geyik kurtaran aygıtlarla aynı prensipte çalışırlar ve bu tür teknolojilerin geliştirilmesi çok daha dramatiktir.

·                Örneğin, paraşüt ya da bir yere inen Özel Harekat askerleri korkmadan ve kimseye zarar vermeden rehineleri tutan bir grubun arasına girebileceklerdir. Janet Morris şöyle diyor: “Askerlerimizin bir alan yaratacağı, bu alana kendisine bir zarar gelmeden gireceği, bir grup insan arasından bir rehineyi kurtarıp dışarı çıkacağını sağlayacak bazı ilginç önlemlere yaklaştığımızı sanıyorum.”

·                Morris’ler, koruyucu aygıtları, bir elçiliğini fiziki yapısının içine eklenebileceğini ve tüm binanın istenildiğinde bir tür elektronik kalkana dönüştürülebileceğini de söylemektedir.

·                Çılgıncasına dini, ırksal ve bölgesel düşmanlıkların olduğu ve öldürücü silahların fazla yararlı olmayıp nefret ve şiddeti arttırdığı bir dünyada öldürücü olamayan silahların giderek daha fazla kabul göreceği kuşkusuzdur.

43.   BAYGIN UYUŞTURUCU KAÇAKÇILARI

Örneğin, ‘anti-traksiyon’ kavramını ele alalım. Bir KSK belgesinde şöyle yazıyor: “Anti-traksiyon, yüzeyleri kaygan hale getirir. Hava sevk sistemleri ya da insanlar kullanılarak demiryollarına, yokuşlara, rampalara, pistlere, hatta merdivenlere teflon tipi bir sprey püskürterek bunları önemli bir süre kullanılmaz hale getirebiliriz.” Aynı şekilde, bazı nesneleri, hareketini önlemek için yapıştırmak da mümkündür. “Polimer yapıştırıcılar malzemeyi oldukları yere ‘yapıştırırlar’ ve işlemesini önlerler.”

Motorlar durdurulabilir ya da çalışmaları aksatılabilir. Böylece tanklar, zırhlı personel taşıyıcıları ve kamyonlar geçici olarak ‘yakıtı kirletecek ya da viskozitesini motoru çalıştırmayacak duruma getirecek’ özel karışımlarla hareketsiz bırakılırlar. Hedefe yöneltilen enerji silahları bunların moleküler yapısını değiştirerek uçakların havalanmasını önleyebilirler.

Sonra ‘sıvı, maden gevreticiler’ vardır. Köprü ayakları, havaalanı tesisleri, asansörler veya silahların üzerine keçe uçlu bir kalemle ya da sprey tenekesiyle renksiz bir kimyasal madde püskürtülür. Sıvı, bu madenlerin gevrekleşip kırılmasını ve böylece de kullanılmaz olmalarını sağlar.

 ÖĞRENDİĞİNİ UNUTMAK VE YENİDEN ÖĞRENMEK

Bilgi diğer kaynaklar yerine ikame edilecek en önemli şeydir. Bunun gibi, akıllı generaller savaşların savaş alanında olduğu kadar dünyanın televizyon ekranlarında da kazanıldığını çok iyi bilirler. Orduların dağıttığı şeylerden biri de aldatıcı bilgiler, yanlış bilgiler, propaganda, (işlerine geldiği zaman) gerçekler ve güçlü medya görüntüleridir. Ancak hiçbir bilgi stratejisi dördüncü unsuru, kendi bilgi varlıklarını düşmana karşı koruma olmadan tamamlanmış sayılmaz. Bilgi iki yanı keskin bir kılıçtır. Saldırıda kullanılabilir. Bir hasmı daha ilk hamlesini yapamadan yok edebilir. Ama kendisini tutan eli de kesebilir. Şu anda bu kılıcı en iyi kullanan Amerika’dır.

Dünyada hiçbir ülke bilgi varlıklarının kaybı karşısında Amerika kadar hassas değildir. Ve hiçbir ülkenin kaybedecek bu kadar şeyi yoktur.

44.   ZİHNİ KURCALAYAN ALTI ARAÇ

·                Haki giysili yanlı yorumcular yıllar boyunca sürekli olarak hep altı araç kullanmışlardır. Bunlar insan zihnini burmak için kullanılan kerpetenler gibidir. Bunlardan en yaygını zulüm suçlamasıdır.

·                İkinci bir araç da, bir muharebe ya da savaştaki kozları abartmalı bir şekilde şişirmektir. Askerlere ve sivillere aziz tuttukları her şeyin tehlikede olduğu söylenir.

·                Üçüncü zihin burma aracı, hasmın şeytanlaştırılması veya insanlıktan uzaklaştırılmasıdır.

·                Dördüncü bir araç kutuplaştırmadır. “Bizimle olmayanlar bize karşıdır.”

·                Beşincisi, kutsal onaya sahip olma iddiasıdır.

·                Son olarak, belki de en güçlü zihin burucu araç, meta propaganda, karşı tarafın propagandasını yalanlayan propagandadır.

45.   ANINDA HABER

Bugün savaşlar ve barış antlaşmaları, daha sonuca ulaşmadan haber olmaktadırlar. ABD askerleri Somali’ye geldiklerinde kendilerini bir TV kamera ordusu karşılamıştı. Cumhurbaşkanları ve başbakanlar dünyada olup bitenleri kendi diplomatlarının raporları gelmeden televizyondan öğrenmektedirler. Liderler birbirlerini, mesajlarını elçileri aracılığıyla değil, CNN’den doğrudan doğruya göndermekteler ve karşıtlarının ve hasımlarının programı izlediklerini ve onların da aynı şekilde karşılık vereceklerini bilmektedirler.

46.   GERÇEK OLMAYAN GERÇEK ZAMAN

Yeni medya sadece gerçeği değil, daha da önemlisi, bizim onu kavrayışımızı ve böylece de savaş ve barış propagandasının çarpıştığı bağlamı değiştirir. Sanayi devriminden önce köylü nüfus cahil ve taşralıydı, zaman ve mekan bakımından uzak yerlerdeki olayların görüntüleri için yolcuların anlattıkları hikayelere, kilise dogmasına ya da efsanelere dayanırlardı. İkinci Dalga kitle medyası uzak yerleri ve zamanları daha yakına getirerek haber olduğu söylenen şeylere ‘siz de oradasınız’ niteliği verdi. Dünya, objektif ve ‘gerçek’ olarak resmedildi.

Buna karşılık Üçüncü Dalga medyası, gerçek olaylar hakkında bir gerçekdışılık duygusu yaratmaya başlamışlardır. Televizyonun ilk eleştirmenleri onun izleyicisini hafif operaların, banda alınmış kahkahaların ve sahte duyguların vahşi dünyasına çektiğini söylerlerdi. Bu kaygılar yarın için çok önemsiz görünecektir, çünkü yeni medya sistemi hükümetlerin, orduların ve halkların sanki gerçekmiş gibi tepki gösterdikleri tümüyle ‘uydurma’ bir dünya yaratmaktadır. Bundan sonra bunların tepkileri medyada işlem görmekte ve davranışlarımızı yönelten uydurma elektronik mozayiğin içine yerleştirilmektedir.

Gerçeğin bu giderek artan romanlaştırılması sadece ait olduğu komedi ve dramalarda değil, en öldürücü sonuçları yaratabileceği haber programcılığında da görülmektedir. Bu tehlike daha şimdiden dünyada tartışılmaya başlanmıştır.

47.   SABANDAN KILICA

Tarihi benzerlikler hep kuşkuludur. Ancak Napoleon’un dünyası ile bizim dünyamızın bazı benzerlikleri üzerinde durmak gerekir. Birleşik Devletler de tarihe yeni bir savaş biçimi getirmekle, sadece bir kıtada değil, tüm dünyada var olan askeri güç dengesinde köklü bir değişim oluşturmuştur. ABD’nin giderek Üçüncü Dalga olan askeriyesi  dengeyi öylesine kesin bir şekilde bozmuştur ki, Avrupa’daki Sovyet gücü, Birleşik Devletler ve NATO ile olan eşitliğini kaybetmiştir. Batı’nın bilgi yoğun askeriyesi hızla büyüyen bilgi yoğun ekonomilerle desteklenince,  sonunda komünizmi çökertecek farklılığa yol açmıştır. Amerika yeryüzünün tek süper gücü olarak ortaya çıkmıştır. Ve sonuç bir kere daha tek kutuplu sistem olmuştur .

Üçüncü Dalga savaş biçiminin Körfez’de, kısmen ve değişik biçimiyle dahi uygulanması, etkinliğini herkesin gözü önüne sermiştir. Ve yine Napoleon  Savaşları’ndan sonraki Prusya gibi,  dünyanın dört bir yanındaki ordular mümkün olabildiğince Birleşik Devletler’i taklit etmeye çalışmaktadırlar.

48.   "AKILLI" İLE "AKILLAŞTIRILMIŞ" ORDULAR KARŞI KARŞIYA

Goure, yarının Saddam Hüseyin’inin, “Scud füzesi gibi eski bir teknolojiyi alıp bunu hedefe tam isabet ettirebilme yeteneğine sahip olacağını” söylemektedir. “Bunun için gereken tek şey, Körfez Savaşı’nda ün kazanan Slugger gibi, ticari bir GPS seyrüsefer alıcısı ve bazı yeni devreler eklemektir. Beş yıla kadar Saddam veya İranlılar ya da her kim isterse beş bin dolarlık bir masrafla, Tel Aviv ve Riyad’a atılan hedeflemesi güç Scud yerine akıllı bir Scud’a sahip olacaktır.”

Kısacası, ticari olarak elde edilebilen Üçüncü Dalga ‘akıllı’sını eski İkinci Dalga silahına uygulayarak, bunları yoksul orduların bile ödeyebilecekleri fiyatlarla akıllı silahlara dönüştürmek mümkündür. Bugünün akıllı orduları yarının akıllılaştırılmış ordularıyla karşı karşıya kalacaktır.

49.   BİR SONRAKİ ÇERNOBİL

Soğuk Savaş boyunca sadece bir avuç ülke ‘nükleer kulübün’ üyesiydi. Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği kurucu üyelerdi. İngiltere, Fransa ve daha sonra Çin ‘üyeliğe’ kabul edilmişlerdi.

Sovyetler Birliği’nin aniden dağılması yeni bağımsız Kazakistan, Beyaz Rusya ve Ukrayna’nın elinde 2400 nükleer savaş başlığı ile 360 kıtalararası balistik füze bıraktı. Uzun gelişmelerden sonra bu ülkeler yedi yıl içinde stratejik silahlarını yok etmeyi ya da demonte edilmek üzere Rusya’ya göndermeyi kabul ettiler. Ancak çok geçmeden Ukrayna bundan cayarak savaş başlıklarındaki uranyum ve plütonyum için para istedi. Birleşik Devletler süreci hızlandıracak parayı göndermede ağır davrandı. Sonuç olarak demontaj ve gönderme işlemi daha başlamadı bile.

Rus İzvestia gazetesine göre Ukrayna füze silolarının bulunduğu tesisler ve bakımlar o kadar kötüdür ki, ufukta yeni bir Çernobil  görünmektedir. İşçiler kabul edilebilir radyasyon sınırının iki katına maruz kalmaktadırlar ve yirmi silah deposunda güvenlik sistemleri bozulmuştur. Bu arada Ukrayna çevre bakanı, Ukrayna’daki savaş başlıklarının servis ve bakımıyla yükümlü olan Rusya’nın, Ukrayna’nın bunların Rus malı olduklarını kabul etmesine kadar, bu işlemleri yapmayacaklarını söylediklerini açıklamıştır. Ukrayna da bunu kabule yanaşmamaktadır.

Nükleer başlıklı bu dev ICBM’ler böylece Birleşik Devletler’e çevrilmiş olarak durmaktadır. Kazakistan’daki bazıları da Çin’e çevrilmiş olabilir. Artık bunların kontrol kodlarını kimin çözüp kimin çözmediği de bilinmediğinden, bu nedenle hangi ülkenin diğerlerinden bağımsız olarak bunları ateşleyebileceği de bilinmemektedir.

50.   ASMA KİLİTLER VE PERSHİNG’LER

‘Küçük’ ya da taktik nükleer bombalar sorunu daha da kötüdür. Taktik bombalar ‘dünyayı havaya’ uçuramazsa da, çok miktarlarda atıldığında kuramsal olarak ondan fazla kenti vurabilirler. Bir taktik bomba bir kilometre kare toprakla üzerindeki herkesi radyoaktif cama çevirir. Bombaların çapları üç beş santim, boyları kırk elli santim olabilir. Çoğu top mermileri içindedir. Ve şimdi bunlardan en az 25.000-30.000 tane vardır.

Birleşik Devletler, taktik nükleer bombalarını Almanya ve Güney Kore’den çekmiştir. Eski Sovyet cumhuriyetleri anlaşma gereğince kendi silahlarını Rusya’ya gönderdikleri için şu anda Rusya’da 15.000 kadar taktik nükleer bomba olduğu tahmin edilmektedir. Ancak pek çok sayıda bomba teslim edilmemiş, resmi sayımlarda yer almamış ya da bir yere saklanmış olabilir. Pentagon’un üst düzey uzmanlarından biri şöyle diyor: “Bu silahların bir kısmı eskidir, ilkeldir ve üzerlerinde güvenlik sistemleri yoktur. Belki kapakları bir asma kilitle tutturulmuştur. Her çeşidi vardır ve hepsi bu büyük imparatorluğun dört köşesine yayılmıştır. Hepsi Rusya’ya teslim edilmiş midir? Bunu istatistiki olarak kim bilebilir?”

Bu belirsizlik o kadar büyüktür ki, Birleşik Devletler’in Orta Menzilli Nükleer Güçler Antlaşması gereğince Avrupa’daki orta menzilli nükleer füzelerini imha ettikten sonra bir Pentagon nükleer fizikçisinin sözleriyle, “Amerikan ordusu bir Pershing fırlatıcısı daha olduğunu fark etti... bunu saymayı unutmuşlardı. Hepsini imha ettiğimizi sanıyorduk ve sonra bir tane daha bulduk!” Ve nükleer başlıklı Pershing’lerin sayımı, daha küçük ve daha çok olan taktik silahlardan çok daha kolaydı.

51.   MEDYA HÜKÜMETİ

Demokrasilerin birbirleriyle savaşmadıkları fikri, onların demokratik olarak kalacakları varsayımına dayanmaktadır. Örneğin bunu yazarken Almanya’da çok kimse bu varsayımı yapmanın güvenli olup olmadığını sorgulamaktadır.

Demokrasi olarak kalmak bir derece politik istikrarı ya da düzenli değişimi öngörür. Ancak sözde barış bölgesinde yer alan milletlerin çoğu, çok dalgalı bir politik yeniden yapılanma dönemine doğru hızla gitmektedirler.

Bunlar kol gücü temelli yerine beyin gücü temelli ekonomilere geçtikçe, büyük ölçüde işten çıkarmalar yeni bir politik gücün yükselmesiyle birlikte olmaktadır; düşük nitelikli proletaryanın yerini alan yüksek nitelikli bir ‘cognitariat’. Bilgi merkezi, ekonomik kaynak ve elektronik ağlarla medya önemli bir altyapı oldukça, bilginin ve iletişim araçlarının başında olanlar politik güce doğru uzanmaktadırlar.

Bunun bir belirtisi medyanın radikal bir biçimde arttırılmış politik etkinliğidir; bu en çok 1992 Amerikan seçimlerinde görülmüştür: Bir tek televizyon şirketi, CNN, Başkan George Bush’un yenilmesinde kesin bir rol oynamıştır. Sadece bir yıl önce, aynı CNN, Körfez Savaşı’nı geniş bir şekilde izlemesiyle Bush’un popülerliğini olağanüstü yükseklere çıkarmıştı.

Ancak yeni medya seçim sonuçlarını değiştirmekten başka şeyler de yapmaktadır. Kamerayı önce bir krize, sonra hemen ardından bir başkasına çevirerek, giderek kamuoyu gündemini belirlemiş ve politikacıları sürekli kriz ve tartışmalarla uğraşmak zorunda bırakmıştır. Bugün kürtaj. Yarın yolsuzluk. Sonra vergiler. Ardından cinsel taciz... hükümet borçları... ırk çatışması... felaket yardımı... suç... Sonuç, politik yaşamı hızlandırmak, hükümetleri giderek karmaşıklaşan konularda giderek daha hızlı bir tempoda karar vermeye zorlamak olmuştur. Politikacılar geleceğin şokunun kurbanları olmuşlardır.

Ancak şimdiye kadar gördüklerimiz medyanın politik güç elde etmek için mücadelesinin sadece başlangıcıdır. Clinton-Bush-Perot kampanyasının çoğu medya iletişiminin eski ve henüz ilkel televizyon programlarıyla yapılmıştır. Hükümetin tekliflerine, atamalarına ve skandallarına anında karşılık veren radyo talk show’ları, o zamandan beri politik muhalefete yer vermeye, hatta bunu örgütlemeye kalkışmışlardır. Talk-show sunucuları Washington’u mektup ve öfkeli telefon yağmuruna tutmaktadırlar. Yakında hiç kuşkusuz bir de heyet gönderme başlayacaktır.

Ama daha önce de belirtildiği gibi bunlar henüz açılıştır. Geleceğin televizyonları etkileşimi basitleştirip evrenselleştirecek, politikacıların ve hükümetlerin, sanayi devriminin başlarında kitle medyasının ilk ortaya çıkışından bu yana güvendikleri tek yönlü iletişimin gücünü azaltacaktır.

Bugünün ağır işleyen kongreleri, parlamentoları ve mahkemeleri, Birinci Dalga’nın ürünleridir. Bugünün dev bakanlıkları ve hükümet bürokrasileri İkinci Dalga’nın ürünleridir. Bunları yöneten insanlar varolan politik seçkinlere meydan okumak üzeredirler ve böylece politik mücadeleleri değiştireceklerdir.

Her modern demokraside, politikacılarla bürokratlar arasında şimdiye kadar kesintisiz bir politik savaş sürdürülmüştür. İktidar için bu gizli mücadele sağ ve soldaki partiler arasındaki açık savaştan daha önemlidir. Pek seyrek istisnalarla Paris ve Bonn’dan Tokyo ve Washington’a kadar varolan politik mücadelenin gerçek niteliği budur.

52.   ULUSLARARASI ESKİMİŞLİK

Daha da kötüsü, BM ve diğer pek çok uluslar arası kuruluşla birlikte eski diplomatik araçların modasının geçmiş olduğu görülecektir.

Yeni ve daha güçlü bir Birleşmiş Milletler için pek çok saçma şey yazılmıştır. BM henüz tartışılmamış yeni yollarla yeniden yapılanmadıkça gelecek on yıllar içinde dünya olaylarında daha büyük değil, daha küçük ve daha etkisiz bir rol oynayacaktır.

Bunun nedeni BM’nin kurulduğu zamanki gibi milli devletler kulübü olarak kalmış olmasıdır. Ancak ilerki yıllarda dünya olaylarının akışı, küresel iş dünyası, Greenpeace gibi sınırlar ötesi siyasal ve İslamiyet gibi dinsel hareketler; ve dünyayı etnik çizgide yeniden kurmak isteyen milli olmayan oyuncular tarafından etkilenecektir. Bu sonuncular arasında Pan Slavlar ya da Kıbrıs’tan Çin sınırındaki Kırgızistan’a kadar Türkçe konuşanları yeni bir Osmanlı İmparatorluğu’nda toplama hayali kuran bazı Türkler sayılabilir.

Yeni milli olmayan güç kaynaklarını içine alamayacak, zayıflatamayacak ya da yok edemeyecek uluslar arası organizasyonlar çöküp gidecektir.

53.   KARŞILIKLI BAĞIMLILIK TEHLİKESİ

Barış bölgesi kavramının içinde yer alan rahatlatıcı bir efsanenin de düzeltilmesi gerekir ki bu, barışçı karşılıklı bağımlılık efsanesidir.

Jeo-ekonomistler ve diğerleri, milletler ticaret ya da finans bakımından birbirlerine daha bağımlı olurlarsa askeri çatışma olasılığının daha azalacağını iddia ederler. Eskiden düşman, şimdi dost olan Almanya ile İngiltere’ye bakın derler. Ama bu örneğin gözardı ettiği şey, Almanya ile İngiltere 1914’te birbirleriyle savaşa girdiklerinde, her birinin diğerinin en büyük ticaret ortağı olduğudur. Tarih kitaplarında buna benzer pek çok örnek vardır.

54.   ÜÇE BÖLÜNMÜŞ DÜNYA

Seçkinler yüzyıllardır yoksulların isyanından korkmuşlar ve kendilerini korumuşlardır. Hem tarım sanayi toplumlarının tarihi, kanlı köle, serf ve işçi isyanlarıyla doludur. Ancak Üçüncü Dalga şaşırtıcı bir gelişme getirmektedir, giderek artan zenginler isyanı tehdidi.

SSCB dağıldığı zaman ondan en çok kopmak isteyen cumhuriyetler Baltık devletleriyle Ukrayna’ydı. Batı Avrupa’ya en yakın olan bu devletler, aynı zamanda sanayisi en gelişmiş ve en varlıklı olanlardı.

Bu İkinci Dalga cumhuriyetlerinde seçkinler Komünist Parti bürokratları ve sanayi yöneticileri Moskova’nın aşırı vergi yükünden kendilerini çalışamaz durumda hissediyorlardı. Batıya bakınca Almanya’yı, Fransa’yı ve geleneksel sanayileşmeden bir Üçüncü Dalga ekonomisine gitmekte olan diğer milletleri görüyorlardı. Onlar da ekonomilerini Batı Avrupa roketinin kuyruğuna bağlamak istediler.

Buna karşılık, Birlik’ten ayrılmakta en isteksiz olan cumhuriyetler Avrupa’dan en uzak, en yoksul ve çoğunluğu tarımcı olanlardı. Bu çoğunluğu Müslüman, Birinci Dalga cumhuriyetlerinde seçkinler kendilerine Komünist diyorlardı ama çoğunlukla kişisel aile ve köy ağaları aracılığıyla çalışan yozlaşmış feodal derebeylerini andırıyorlardı. Bunlar korunma ve iane için Moskova’ya bakmaktaydılar. Böylece İkinci Dalga ve Birinci Dalga, bölgeleri tam karşıt yönlere çekiyorlardı.

Bütün taraflar çıkarlarını bayrak sallayan etnik, dilci ve hatta ekolojik çağrılarla maskelemekteydiler. Sonuçtaki çatışmaların ardında, çelişen ekonomik ve politik emeller yatmaktaydı. Birinci ve İkinci Dalga bölgesel seçkinlerinin bu karşıt çekişleri Gorbaçov’un uzlaştıramayacağı kadar güçlü olunca büyük Sovyet çatlaması başladı.

55.   ÖLÜMDEN DÖNME

Bütün bu gerilimler başka küresel çatlakları genişletir. Dinsel fanatikliğin (basit kökten dincilikten ayrı olarak) artması dünya çevresinde bir korku ve nefret yaratır. İslam aşırılıkçılarının bir azınlığı, tüm İslam dünyasının, Musevilik ve Hıristiyanlığa karşı bir cihatta birleştikleri hayallerini besler. Diğer yandan Batı Avrupa’daki faşistler İslam’a karşı Hıristiyanlığın son savunucu pozuna girmektedirler.

Dünya, faşistlerin Ortodoksluk bayrağına sarıldıkları Rusya’dan, Müslümanlara karşı Hindu programlarının yapıldığı Hindistan’a ve İslamiyet adına terörü yayan İran’a kadar, kendilerini 12. Yüzyıla atmaya hevesli milyonlara şaşkınlıkla bakmaktadır.

Genelde açıklanamayan bu dinsellik ve özellikle de kökten dincilik patlaması çatışan uygarlıklar bağlamında ele alındığında anlaşılır olmaktadır. İkinci Dalga, sanayi uygarlığını Batı Avrupa’ya yaymaya başladığında, tipik bir büyük toprak sahibi olan kilise yeni ortaya çıkan ticari ve endüstriyel sınıflara ve bunların entelektüel ve kültürel müttefiklerine karşı Birinci Dalga tarımcı seçkinlerle birleşmiştir. Entelektüeller de dine gerici, bilimsel olmayan ve anti-demokratik bir güç olarak saldırmışlar ve laikliği, sanayi uygarlığının görünen damgası yapmışlardır.

İki yüzyıl süren bu büyük kültürel savaş, modernliğin sanayi kültürünün zaferiyle sonuçlandı. Bu zaferle birlikte laik okullar, laik kurumlar ve sanayi ülkelerinde dinin genel bir gerilemesi geldi. Time dergisi 1966 Nisan sayısının kapağında ‘Tanrı Öldü mü?’ diye soruyordu.

Ancak bugün Üçüncü Dalga ekonomileri ilerlerken ve İkinci Dalga uygarlığı bir ölüm krizindeyken laiklik bir kıskaca girmiştir. Bir yandan modernliğe olan nefretlerini elden bırakmamış olan ve sanayi öncesi köktendinciliğini yeniden getirmek isteyen dini aşırılıkçılar bunu kötülemektedirler. Diğer yandan sayıları giderek artan, çoğu pagan ama yine de dindar olan ‘Yeni Çağ’ ruhani hareket ve dinleri laikliğe saldırmaktadırlar.

Bu nedenle hem ülke içinde hem de genel olarak dünyada İkinci Dalga laikliği artık geleceğin yükselen ve ilerici felsefesi olarak görülmemektedir.

Dünya ölçüsündeki dine bu dönüş, ister Marksizm ya da milliyetçilik ya da bilimcilik olsun, yıkılmış olan İkinci Dalga inançlarının yerine konacak umutsuz bir arayışı yansıtmakta; ve Birinci Dalga dünyasında bu İkinci Dalga sömürüsünün anılarıyla beslenmektedir. Böylece, Birinci Dalga İslam toplumlarını Batı’ya karşı bu kadar kırgın yapan şey sömürgecilik anılarıdır. Yugoslav ve Rusları şovenist dini çılgınlığa götüren şey sosyalizmin başarısızlığıdır. Pek çok Batı Avrupalıyı bir Hıristiyan savunuculuğu kisvesi altında ırkçılığa götüren şey yabancılaşma ve göçmen korkusudur. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin bazılarını ya Ortodoks otoriterciliğe ya da İslam fanatizmine gönderecek şey de, İkinci Dalga demokratik biçimlerinin başarısızlıkları ve yolsuzlukları olabilecektir.

Ancak ister gerçek ister başka duygular için bir maske olsun, dini tutkular politik demagoglar tarafından körüklenebilir ve kolaylıkla bir şiddet ateşine dönüştürülebilir. Balkanlardaki etnik dini karabasan başka yerlerde de kolaylıkla olabilecek şeylerin öncüsüdür.

56.   TEKNOLOJİYİ  İZLEMEK

Irak’ın nükleer silah yapıp yapmadığını saptamak için UAEK ve nükleer uzmanlar sadece Saddam Hüseyin ve izleme verilerinin eksikliği tarafından değil aptalca bir varsayım yüzünden aldatılmışlardı. Uranyum 235’i, Uranyum 238’den ayırmak için, daha etkin yollar varken, Irak’ın kalutron teknolojisini kullanabileceği fikrini göz ardı etmişlerdi. Ama Saddam amacına birkaç yoldan birden yürüyordu ve bunlardan biri de ileri teknoloji dünyasında modası geçmiş olarak kabul edilen bir teknolojiydi.

57.   YUMUŞAK KENARLI DEVLETİN YÜKSELİŞİ

Önce parçalarla başlayalım. Son üç yüzyıldır dünya sisteminin temel birimi milli devlettir. Ama küresel sistemin bu temel taşı artık değişmektedir.

Şaşırtıcı gerçek şudur ki, Birleşmiş Milletler’in şimdiki üyelerinin üçte biri önemli isyan hareketleri, muhalifler veya sürgündeki hükümetlerin tehdidi altındadır. Kaçan Müslüman kitleleri ve silahlı Karen isyancılarıyla Myanmar’dan Tuareg aşiretinin bağımsızlık istediği Mali’ye, Azerbaycan’dan Zaire’ye kadar varolan devletler, sloganlar milliyetçiliğe atıf yapsa da, milliyetçilik öncesi aşiretçilikle karşı karşıyadır.

       Dışişleri Bakanı Warren Christopher yemin etmeden önce ABD Senato Dış İlişkiler Komisyonu önünde şöyle bir uyarıda bulunuyordu: “Eğer bir ülkede farklı etnik grupların bir arada yaşayabilecekleri bir yol bulamazsak... şimdiki yüz küsur yerine 5000 devlet olacaktır.”

Daha da ötesi yoksul, güçsüz gruplar ‘egemenlik’ isterlerken, en güçlü ve ekonomik bakımdan ileri devletler kendi egemenliklerini kaybetmektedirler. En güçlü hükümetler ve merkez bankaları artık elektronik paranın düzensiz dalgalarıyla örtülü bir dünyada kendi paralarının değerini koruyamamaktadırlar. Bunlar geçmişte yapabildikleri gibi sınırlarını bile kontrol edememektedirler. İthalata ve göçmenlere kapılarını kapatmaya çalıştıklarında, ki bunu yapmak çok güçtür, yüksek teknolojili devletler dışardan gelen para, terörist, silah, uyuşturucu, kültür, pop müzik, ideoloji, enformasyon ve daha pek çok şeyin arttığını görmektedirler. 1950’de kendi devletleri dışına çıkan 25 milyon insan vardı. 1980’lerin sonunda bu rakam 325 milyona çıkmıştı ve sayılarının bilinmesi olanaksız olan kaçaklar bunun dışındadır. Milli devletin eski sert uçları aşınmaktadır.

58.   YÖNETİCİLER, KEŞİŞLER VE MOLLALAR

Küresel sistemde güç mücadelesinin diğer iki rakibi büyük milletler ötesi şirketler ve dinlerdir ve bunların ikisinin de menzilleri ve sahaları artmaktadır. 75 ülkede 500 alt şirketi olan Unilever ya da gelirinin % 75’i Birleşik Devletler dışından gelen Exxon veya IBM, Siemens ve British Petroleum artık ‘milli’ şirketler olarak görülemezler.

Dünyanın en büyük telekomünikasyon şirketlerinden olan AT&T kendisinin küresel hizmetlerine ihtiyaç duyan 2000-3000 dev şirket bulunduğunu tahmin etmektedir. Birleşmiş Milletler 35.000 şirketi milletler ötesi olarak tanımlamıştır. Bunların 150.000 yan kuruluşu vardır. Bu ağ o kadar yayılmıştır ki, dünya ticaretinin dörtte birinin, şimdi aynı şirketin alt kuruluşları arasındaki satışlardan oluştuğu tahmin edilmektedir. Artık milli devlete güçlü bağları olmayan bu büyüyen kolektif organizma, yarının küresel sistemimin en önemli unsurlarından biridir.

Bunun gibi, İslamiyet’ten Rus Ortodoksluğu’na ve giderek artan Yeni Çağ mezheplerine kadar küresel dinlerin giderek artan etkinliğini belirtmeye gerek yoktur. Bunlardan hepsi 21. Yüzyıl dünya sisteminin önemli oyuncuları olacaklardır.

59.   HİPER BAĞLANTILAR

Hiper bağlantı şaşırtıcı ve pek önemsenmeyen bir çelişki doğurur. Kendi ileri ekonomilerini sürdürmek için dış dünya ile en yüksek derecede karşılıklı bağımlılık ilişkilerine ihtiyaç duyanlar Japonya, Birleşik Devletler ve Avrupa’dır. Böylece, en güçlü bağlı oldukları çok garip bir dünya yaratmış oluyoruz. Bu şaşırtıcı anlamda, en güçlüler en az özgür olanlardır. Dış bağlara daha az bağımlı küçük devletlerin daha az kaynakları olabilir, ama onlar bunları daha özgürce kullanabilirler.

60.   KÜRESEL ‘SAAT HIZLARI’

Ancak hızlanma küresel sistemin tümünde aynı değildir. İş akitlerinin hızından politik değişimin tempolarına, teknolojik yeniliklerin ve diğer değişkenlerin hızlarına kadar yaşamın genel hızı, tarımsal toplumlarda en yavaş, sanayi toplumlarında biraz daha hızlı ve Üçüncü Dalga ekonomilerine geçmekte olan ülkelerde elektronik hızlardadır.

Bu farklılıklar çok değişik dünya görüşleri getirmektedir. Örneğin, günlük yaşantıları yeryüzünün en hızlısı olan, zaman ufukları daralmış olan pek çok Amerikalı’nın, durumlarını 2000 yıllık iddialar ileri sürerek savunmaya çalışan Arapların ve İsraillilerin duygularını anlamaları çok güçtür. Amerikalılar için tarih çok büyük bir hızla kendi içinde kaybolur ve geriye sadece o an kalır.

"Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama savaş sizinle ilgilenmektedir."

 
  Bugün 993217 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!