BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  Şimdi'nin Gücü - Eckhart TOLLE
 

KİTABIN ADI : Ş İ M D İ ’ N İ N     G Ü C Ü

YAZARI : ECKHART TOLLE

Eckhart Tolle tarafından yazılmış olan bu kitap, bu günlerde oldukça popüler.

Dikkati çeken bölümleri aşağıya çıkardım.

Kırmızı yazılar bana aittir. (n.a.)

1.    Sorunlarımızı yaratan diğer insanlar ya da “dış dünya” değil, kendi zihnimizdir. Bu neredeyse kesintisiz bir düşünce akışına sahip olan, sürekli geçmişi düşünüp gelecek hakkında endişelenen zihnimizdir.

      (Zihnimiz kendi mükemmelliğimiz üzerine bir dünya kurmuştur bize.. Biz hep en          doğrusunu düşünürüz, bizim inanç sistemimiz en iyisidir, bizim gibi düşünmeyenler             mutlaka hatalıdır vs. Nitekim insan sosyal bir olguda bir karar verdiği zaman, egomuz bu   kararın             evrensel olduğunu, elbette doğru olduğunu, bu karara saygı duyulması          gerektiğini, zaten bu kararın tüm insanlar adına alındığına inandırır bizi.)

2.    Siz zihninizle özdeşleştiğiniz sürece, ego yaşamınızı yönetir. İncelikli savunma mekanizmalarına rağmen, doğasından dolayı, ego çok savunmasız ve güvensizdir ve kendisini sürekli olarak tehdit altında görür. Ego dıştan çok güvenli görünse bile bu böyledir. Şimdi, bir duygunun bedeninizin zihninize gösterdiği bir tepki olduğunu hatırlayın. Beden sürekli olarak ego’dan ve zihin ürünü benlikten bir mesaj almaktadır. Bu mesaj; “Tehlike var, (tehdit var) ben tehdit altındayım” şeklindedir. Böyle bir mesaj tarafından üretilen duygu ise elbette, korkudur.

      (Zihin-ürünü benlik ya da zihinle özdeşleşmek deyimleri ile anlatılmak istenen şey, dış             etkenler tarafından şekillenmiş olan kişiliğimizdir. Aslında onu biz yaratmadık, birileri     bizim adımıza onu şekillendirdi ve biz kendimizi o sanıyoruz. Korku konusuna gelince;   biraz dikkat edersek yaşamımızın birçok evresine kendimiz ve yakınlarımızla ilgili      korkuların hakim olduğunu anlayabiliriz.)

3.    Korkunun görünüşte birçok nedeni vardır. Kaybetme korkusu, incinme korkusu vs. ama nihai olarak tüm korku, ego’nun yok olama korkusu, yani ölümdür. Ego’ya göre ölüm, köşe başında beklemektedir. Bu zihinle özdeşleşme hali içinde, ölüm korkusu yaşamımızın bütününü etkiler. Örneğin, bir tartışmada haklı çıkmak, özdeşleştiğiniz zihinsel pozisyonu savunmak gibi görünüşte çok önemsiz ve normal bir tartışma bile, içinde ölüm korkusunu barındırır. Eğer siz zihinsel bir pozisyonla özdeşleşir (yani kendinize ait olduğunu sandığınız bir fikri şiddetle savunur) ve tartışma sonrasında haksız çıkarsanız, zihne- dayalı benlik duygunuz ciddi bir biçimde yok olma tehdidi hisseder. Böylece siz ego olarak haksız çıkmayı, yanılıyor olmayı kaldıramazsınız. Haksız olmak ölmektir. Bunun uğruna savaşlar yapılmış ve sayısız ilişki bozulmuştur.

4.    Ama siz zihninizle özdeşleşmeyi bıraktığınızda, haklı ya da haksız olmanız benlik duygunuz için hiçbir fark yaratmaz, böylece haklı çıkmak için duyduğunuz o çok zorlayıcı ve bilinçsiz gereksinim –ki o bir şiddet biçimidir- artık var olmayacaktır. (Aslında bu durumu yaşamaya başladığınızda yaşamınızdaki güç oyunları da sona erecektir. Yani daha önce, günlük yaşamınızı yöneten ve aslında önemsiz olduğu halde sizin onlara farklı anlamlar ve önemler yüklediğiniz birçok olgu önemini yitirecek ve daha rahat ve keyifli bir yaşam süreceksiniz demektir.)

5.    Başkaları üzerinde güce sahip olmaya çalışmak, kuvvet kılığına bürünmüş zayıflıktır. Gerçek güç içimizdedir ve istersek ona ulaşabiliriz. (Özellik arz eden bazı mesleklerde bu olgu çok daha güçlü yaşanır. Örneğin askerlik mesleğinde. Gücü elinde bulunduran kişi içsel bir güce sahip değilse otoritesini kaba güce dayanarak tesis edecektir.)

6.    Egosal bilinç yaşamımızı yönettiği sürece, gerçekten rahat ve huzur içinde olamazsınız; siz istediğiniz şeyi elde ettiğiniz, bir arzunuzu doyuma uğrattığınız o kısa zamanlar dışında- doyum içinde olamazsınız. Ego bir şeyden alınan bir benlik duygusu olduğundan, dışsal şeylerle özdeşleşmeye ihtiyaç duyar. Sürekli olarak hem savunulmak, hem de beslenmek ister. (Sanırım bu duygu kadınlarda daha baskın. Kadınların yaşamlarında beğenilme isteği günlük yaşamın tüm alanlarına yayılmış, içselleştirilmiş ve yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuş durumdadır.) En yaygın ego özdeşleşmeleri, mal-mülk edinme, yaptığınız iş, toplumsal statü ve itibar, bilgi, eğitim, fiziksel görünüm, özel yetenekler, ilişkiler, kişisel ve ailesel geçmiş, inanç sistemleri ile ayrıca siyasi, milliyetçi, ırkçı, dini ve diğer özdeşleşmelerle ilgilidir. Bunların hiçbiri siz değilsinizdir.

7.    Büyük Zen üstadı Rinzai, öğrencilerinin dikkatini zamandan uzaklaştırabilmek için, sık sık parmağını kaldırıp yavaşça şöyle sorardı: “Şu anda eksik olan nedir?” Bu zihin düzeyinde bir yanıtı gerektirmeyen güçlü bir soruydu. O sizin dikkatinizi derin bir biçimde ŞİMDİ’ye çekmek için tasarlanmıştı. Zen geleneğinde benzer bir soru da şudur: “Eğer şimdi değilse ne zaman?”

8.    Yaşamımızda olumsuzluklara neden olan şey psikolojik zamanın birikimi ve şimdiki anın yadsınmasıdır. Huzursuzluğa, endişeye, gerilime, üzüntüye, kısaca tüm korku hallerine, çok fazla gelecekte bulunmak ve yeterince ŞU ANDA mevcut olmamak neden olur. Suçluluk duygusu, içerleme, yakınma, acı, üzüntü, burukluk ve tüm bağışlamama hallerine, çok fazla geçmişte bulunmak ve yeterince şimdiki anda mevcut olmamak neden olur.

9.    Sıradan bilinçsizlik denen şey, sizin düşüncelerinizle, duygularınızla, tepkilerinizle, arzularınızla ve nefretlerinizle özdeşleşmenizdir. Bu çoğu insanın normal halidir. O haldeyken, siz egosal zihin tarafından yönetilirsiniz ve Var’lığın farkında olamazsınız. Bu ağır bir acı ya da mutsuzluk hali değil, neredeyse sürekli bir hafif huzursuzluk, hoşnutsuzluk, can sıkıntısı ya da sinirlilik halidir.

10.  Burada algı-zemin işbirliği denen kavramdan söz etmemiz gerekecek. İnsan, ancak algıladığı olaylara anlam verebilir. Algılamayı zemin belirler. Zemin değişmeden algılama değişmez. Algıladığımız şeyin farkındayızdır ama algıyı belirleyen etkenin farkında değilizdir.

“Zeminin nasıl belirlendiğine” gelince: zemin, öncelikle 2-5 daha sonra da 6-12 yaş döneminde, ağırlıklı olarak aile-çevre-okul tarafından bize öğretilen davranış kalıpları ile yine bu üçlü tarafından verilen dinsel öğretilerle şekilleniyor. Bunlar ise daha sonraki yaşamımızda “önyargılarımızı” ve sosyal olaylar karşısındaki davranış şekillerimizi belirliyor. Kesin olan şu ki, en önemli etken ailemiz oluyor. Aile bizi eğitebilecek donanıma sahipse sorun yok, değilse yargı ve kararları kendisine ait olmayan bir birey oluyoruz. Ülkemizdeki ortalama okumuşluk oranının 3,5 yıl olduğunu düşünürsek, toplumu meydana getiren bireylerin yaşam karşısındaki duruşlarının ne kadar zayıf olacağı da anlaşılır sanıyorum.

Bireylerin bir araya gelmesi ile toplum oluşur. Gelenekçi toplumlarda önyargılar, herkes tarafından hep aynı şekilde tekrarlandığı için, giderek toplumsal refleks haline gelir ve sonuçta tüm toplumun davranış ve düşünme biçimini oluşturur.

İnsan beyninin en kötü tarafı, alıştığı şekilde yaşamaya devam etme ısrarı imiş. Hal böyle olunca, sahip olunan önyargıyı değiştirmek için bir çaba sarf edilmiyor. Ve kimi psikologlara göre, tüm yaşamımız %80’i yanlış olan bilgilerle geçiyor. Elbette ki çocuklarımıza da bu %80 yanlış olan yaşam şeklini öğretiyoruz. 

Öte yandan sosyoloji bize; “Geleneksel - feodal ümmet kültürü aşamasındaki toplumların bilgi kaynakları, doğmalar, yani toplum tarafından kutsal olarak kabul edilen metinler, bu metinlere dayalı olarak ruhban sınıfının yaptığı yorumlardır” demektedir. Bu yapıdaki toplumlarda, kültür, yazılı olmaktan ziyade sözlüdür. Sözlü kültür ise, yaşlı nesillerin elindedir. Bu nesil, sahip olduğu saygınlığı hiçbir şekilde kaybetmek istemez, bu nedenle de var olan durumun devamı için her şeyi yapar. Döngü bu şekilde, herhangi bir ilerleme kaydetmeden devam eder. Bu arada din adamları da, yine sınırlı bir bilgiyle, sorulan her soruya doyurucu cevaplar veremeden, sıkıştıkları yerde, insanları “günah” ögesi ile tehdit ederek toplumsal görevlerine devam ederler. Yaşlıların yaptığı gibi, sistemin devamı için her şeyi yapabilirler.

11.  İnsanların sadece yirminci yüzyılda yüz milyonu aşkın insanı öldürmüş olmaları nasıl mümkün olabilir. İnsanların birbirlerine bu büyüklükte bir acı vermeleri hayal edilemez bir şeydir.

12.  Sıradan bilinçsizlik daima Şimdi’nin yadsınmasıyla bağlantılıdır. Şimdi, elbette, burada anlamına da gelir. Siz burada ve şimdi’nize direniyor musunuz? Bazı insanlar daima başka yerlerde olmayı tercih ederler. Onların “burada”’sı asla yeterince iyi değildir. Kendinizi gözlemleyerek, sizin yaşamınızda da böyle olup-olmadığını görün. Her nerede bulunuyorsanız tamamen orada olun. Eğer burada ve şimdi’nizi katlanılmaz buluyorsanız ve o sizi mutsuz ediyorsa, üç seçeneğe sahipsinizdir : ya o durumdan uzaklaşın, ya onu değiştirin, ya da tümüyle kabul edin.  

13.  Egosal zihin tarafından yönetildiğiniz sürece, siz de ortak deliliğin bir parçası olursunuz.

14.  Adem ve Havva çıplak olduklarını görmüş ve korkmuşlardı. Hayvani doğalarının bilinçsiz yadsınması hemen başlamıştı. Güçlü içgüdüsel dürtüler tarafından ele geçirilip tam bilinçsizliğe geri dönmek tehlikesi çok gerçek bir tehlikeydi. Sonra bedenin belli bölümleri ve bedensel işlevlerle, özellikle cinsellikle ilgili ayıp ve yasaklar ortaya çıktı. Bu durumda onlar yapmak zorunda oldukları şeyi yaptılar; kendilerini bedenlerinden ayırmaya başladılar. Böylece kendilerini sadece o, yani bir beden olmak yerine, bir bedene sahip olarak gördüler. Dinler ortaya çıktıklarında, bu ayrılık “siz bedeniniz değilsiniz” inancı daha çok vurgulandı. Çağlar boyunca Doğu’da ve Batı’da sayısız insan, kurtuluşu ya da aydınlanmayı bedeni yadsıyarak bulmaya çalıştı. Bu duyusal hazları ve özellikle cinselliği yadsıma, oruç tutma ve diğer sofuluk (bedensel zevklerden sakınma) uygulamaları şeklini aldı. Onlar bedeni günahkar olarak gördüklerinden onu zayıf düşürmek ve cezalandırmak için bedene acı bile verdiler.

15.  Bu arada içsel bedenin farkındalığının fiziksel alemde başka yararları da vardır. Bunlardan biri, fiziksel bedenin yaşlanmasının önemli ölçüde yavaşlamasıdır. Dışsal beden normal olarak oldukça hızlı bir biçimde yaşlanır görünürken, içsel beden zamanla değişmez, sadece siz onu daha derin bir biçimde hissedebilir ve daha tam bir biçimde o olabilirsiniz. Eğer şu anda yirmi yaşındaysanız, içsel bedeninizin enerji alanı siz seksen yaşına geldiğinizde de aynı hissi verecektir. O aynı şekilde güçlü ve canlı olacaktır. Sizin alışılmış haliniz beden-dışında olmaktan ve zihninizde kapana kısılmış olmaktan çıkıp, bedende-olmaya ve Şimdi’de mevcut olmaya dönüştüğünde, fiziksel bedeniniz de kendini daha hafif, berrak ve canlı hissedecektir.

16.  Mutluluk olumlu olarak algılanan koşullara dayanır, iç huzuru buna dayanmaz.

17.  Siz o olay kötü bir şey değilmiş gibi davranmazsınız. (Bir yakınımızı ani bir kazada kaybetme olayı gibi bir olayda..) Siz onun olduğu gibi olmasına izin verirsiniz, o kadar.

18.  Ego kendisini düşman bir evrende ayrı bir parça olarak algılar, onun başka hiçbir varlıkla gerçek bir içsel bağı yoktur, o potansiyel tehdit olarak gördüğü ya da kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacağı diğer egolar tarafından kuşatılmıştır. Temel ego kalıpları kendi yerleşik korkusu ve yoksunluk duygusuyla savaşacak şekilde tasarlanmıştır. Onlar direnme, kontrol, güç, aç gözlülük, savunma ve saldırıdır. Ego’nun bazı stratejileri son derece kurnazcadır, ancak bu durum onun sorunları çözebileceği anlamına gelmez, çünkü egonun kendisi sorundur.

19.  Çoğu insan kendi belli yaşam dramına aşıktır. Öyküleri onların kimlikleridir. Onların yaşamlarını ego yönetir. Onlar tüm benlik duygularını ona yatırmışlardır. En çok korktukları ya da direndikleri şey dramlarının son bulmasıdır. Onlar zihinleri oldukları sürece, en çok korktukları ya da direndikleri şey kendi uyanışlarıdır.

20.  Geçmiş tarafından koşullanan zihin, daima bildiği ve aşina olduğu şeyi yeniden yaratmaya çalışır. Zihin daima bilinene tutunup yapışır. Bilinmeyen tehlikelidir, çünkü zihin onun üzerinde kontrole sahip değildir. Bu nedenle zihin şimdiki andan hoşlanmaz ve onu görmezden gelir.

21.  İnsanlar bir seçime sahipmiş gibi görünürler, ama bu bir yanılsamadır. Zihniniz koşullanmış kalıplarla yaşamınızı yönettiği sürece, siz, zihniniz olduğunuz sürece, hangi seçime sahip olabilirsiniz? Hiçbir seçime. Siz orada bile değilsinizdir. Zihinle özdeşleşme hali ciddi bir işlev bozukluğunu içerir. O bir tür deliliktir. Hemen herkes çeşitli derecelerde bu hastalığı çekmektedir.

 

 
  Bugün 978041 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!