BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  İnsan Tabiatını Tanıma - Alfred ADLER
 

KİTABIN ADI               : İNSAN TABİATINI TANIMA

KİTABIN YAZARI       : ALFRED ADLER

1.  İnsan, içerisinde yeterli olma, başarılı olma veya  “üstün olma” gibi bir duyguyla dünyaya gelmiştir.

2.  İnsanı anlamak, onun hayat hikayesinin bütününü bilmekle mümkün olabilir.

3.  Başka bir deyimle roller, bireyin belli normlara göre yapmak zorunda olduğu veya yapılmasını uygun bulduğu ve yapabildiği, başkalarının ise hak olarak ondan talep ettiği veya statusu gereği ondan beklediği davranış kalıplarıdır.

4.  Şu halde bir bütün olarak ele aldığımız zaman görürüz ki, toplumsal yapı çeşitli alanlara ait binlerce statustan oluşmaktadır. Bunlar;

        Yaş - cinsiyet esasına göre düzenlenmişlerdir.

        Aile ve akrabalık esasına göre

       Mesleklere

       Bağlı veya üyesi bulunduğumuz dernek veya klüplere göre, şekil almışlardır.

5.  Çünkü grup hayatı, kişiliğin gelişmesinin temel şartıdır.

6.  Delikanlılık çağına geldiği zaman Ali, kız kardeşi üzerinde babasınınkine benzer bir otorite kuracak, onun her türlü hareketini kontrol edebilecek, hattâ ailenin şerefine söz getirecek bir davranışı söz konusu olduğu zaman onu ağır bir şekilde cezalandırabilecektir. Kişiliğin bir parçası hâline gelmiş olan bu saldırgan rol davranışını da hemen hiç düşünmeden uygulamaya koyacaktır.

7.  Eski İbranîlerde olduğu gibi ölen bir kardeşin veya akrabanın dul karısı ile evlenmeye (levirate) mecbur tutulmak veya ölen karısının bekâr kız kardeşi ile evlenmek (sororate), bir çok toplumda akrabalık sistemi dolayısıyla verilmiş olan rol davranışlarıdır.

8.  Toplumlar yapıca basitleştikçe, daha az bir sosyo-kültürel değişikliğe uğradıkça, kazanılmış rollerin aleyhine olmak üzere, verilmiş rollerin sayısında bir artma olur. Bu yüzden de, binlerce yıldır yerinde saymakta olan bir ilkel toplumda, rollerin gittikçe katılaşması yüzünden, hemen bütün roller verilmiş bir karakter kazanmaya başlar.

9.  Askerlik rolü bütün dünya ülkeleri için cok iyi bir şekilde tanımlanmış, sınırlandırılmış bir roldür. Askerlerin kışla dışında bile her an ne yapacaklarına, sokakta yürürken eşlerini hangi tarafta yürüteceklerine varıncaya kadar. Bütün hareketleri askerlik örf ve âdeti gereğince, askerlik kanun ve talimatnameleri ile ayrıntılı ve kesin bir biçimde belirlenmiştir.

10. Sınırları belli olmayan bir rolü oynamak güç bir şeydir; sınırları belli olmayan bir rolden sapmış olanları cezalandırmak daha da güçtür. Bu da gösteriyor ki, dıştan bir baskının yapılmadığı veya herhangi bir yaptırımın uygulanmadığı hâllerde, rolün bilincine varmak o oranda güç olmaktadır.

11. Bireylerin ileride benimsemek zorunda kalacakları rollere uygun sağlayabilmeleri için, bu rollerin iyice belirlenmiş veya sınırlandırılmış olması gerekmektedir. Şöyle ki, bir kız çocuğu, genç kız olduğu zaman ne şekilde hareket edeceğini, neleri yapması, neleri yapmaması gerektiğini çok açık bir şekilde bildiği zaman, ileride oynayacağı bu genç kız rolüne daha kolay uyum sağlayabilecektir.

12. Ancak şunu da belirtelim ki, gerek iki ayrı statusun birden aynı zamanda işgal edilmesi, gerekse bir tek statusun işgali dolayısıyla bireyden istenen farklı rol davranışları sonucu yaratılmış olan çatışma, her zaman düşünüldüğü kadar ağır psikolojik sonuçlar doğurmaz. Nitekim iş adamı ve baba olarak oynanan roller arasındaki çatışma, bu rollerin farklı sistemler içerisinde oynanmaları sebebi ile en aza indirilmiştir; aynı şekilde, subay olarak asta ve üste karşı ifa edilmiş rol davranışları arasındaki çatışma da, gerek bireyin yarattığı, gerekse toplumun sosyal sisteminin sağladığı uyum mekanizmalarıyla en aza indirilmiştir. Nitekim, biraz sonra göreceğimiz gibi, birey de toplum da, yaşayabilmek için kendilerine çatışmayan bir düzen kurmak gereğini duymaktadırlar.

13. Hep aynı hatayı işleyen insanlar vardır. Eğer bu gibi bir kimseye hatasını göstermeyi başarabilirseniz, değişik tepkiler gösterebilecektir. Gerçekten de, bu hatadan vazgeçmenin artık zamanı gelmiş olduğu gibi bir sonuca varabilecektir. Ne var ki böyle bir sonuca varana çok seyrek olarak rastlanmaktadır. Daha büyük bir olasılıkla, uzun zamandan beri bu hatayı işlemekte olduğu, bu yüzden artık bu alışkanlıktan kurtulmasının mümkün olamayacağı şeklinde bir itirazda bulunacaktır. Ya da işlemiş olduğu hatadan ana-babasını, yetiştirilme biçimini sorumlu tutacaktır; hiçbir zaman kendisi ile ilgilenecek biri olmadığından, pek nazlı büyütüldüğünden ya da kendisine çok sert davranılmış olduğundan şikayet edecek ve hatasını, suçu başkasına atarak bağışlatmaya çalışacaktır. Nasıl bir özür bulmuş olursa olsun, bir tek şeyi açığa vurmaktadır: Daha fazla bir sorumluluktan sıyrılmayı istemiş olduğunu. Böylece görünüşte kendisini haklı çıkartmakta ve kendi kendisini eleştirmekten kurtulmuş olmaktadır. Kendisi hiç bir zaman ayıplanacak bir şey yapmamıştır. Yapmak istediği şeyleri hiçbir zaman yapamayışının nedeni, hep bir başkasının hatasıdır.

14. İnsanın ruhsal hayatı, gayesi ile belirlenmiştir. İnsanın bütün etkinlikleri her zaman için var olan belli bir gayeye doğru yönelmedikçe, etkinliklerini belirleyen, değiştiren ve sürekliliğini sağlayan bir gaye bulmadıkça hiçbir insanın düşünmesi, istemesi ve hayal kurması mümkün değildir. Bu durum, organizmanın çevreye uymak ve tepkide bulunmak zorunda olmasında ileri gelmektedir. İnsan hayatının bedensel ve ruhsal etkinliklerinin temeli işte budur.

15. Ruh hayatını etkileyen temel etkenler, çocuk henüz bir bebekken belirlenmektedir. Bu ilk temeller üzerinde, değiştirilebilen, etkilenebilen, başka bir şekle sokulabilen bir üst yapı kurulmaktadır. Çok geçmeden çeşitli etkiler çocuğu hayat karşısında belli bir tavır takınmaya zorlamakta ve hayatın ortaya koymuş olduğu problemlere göstereceği özel tepki şeklini belirlemektedir.

16. Bir insanın ne şekilde düşündüğünü bilebilmek için, o insanın başka insanlarla olan ilişkilerini incelememiz gerekir.

17. Eğitilebilir olmanın temeli, çocuğun, zayıflığını gidermek için gösterdiği çabada aranmaktadır.

18. Kusurlu olarak dünyaya gelmiş olan çocukların, insan toplumunun değişmez yasalarını iyice kavrayamamalarını anlamak güç değildir. Bu gibi çocuklar, karşılarına çıkan fırsatlara güvensizlik ve kuşku ile bakarlar; toplumdan ayrılmak, yalnız başlarına yaşamak ve görevlerinden kaçmak eğilimini gösterirler. Hayatın düşmanlığını olağanüstü keskin bir biçimde hissederler ve fark etmeksizin bu duygularını abartırlar. Hayatın parlak yanlarından çok, acı yanlarını görürler ; çoğu zaman her ikisine de gerektiğinden çok önem verirler ve bu yüzden hayatları boyunca kavgacı bir tavır takınırlar. Kendilerine olağanüstü bir dikkat gösterilsin isterler ve şüphesiz başkalarından çok kendilerini düşünürler. Hayatın gerekli yükümlülüklerini bir uyarım olarak görecek yerde, güçlük olarak görürler. Çok geçmeden kendileri ile çevreleri arasında, başkalarına karşı duydukları düşmanlık yüzünden hiç durmadan genişleyen bir uçurum yaratılmış olur. Artık her yaşantıyı aşırı bir sakınganlıkla (ihtiyatla) karşılarlar, gerçekten ve her türlü ilişki kurma imkânından gitgide el çekerler, kendilerine hiç durmadan yeni güçlükler çıkarmaktan başka bir şey yapamaz hale gelirler. Ana-babaların çocuklarına gösterdikleri tabiî sevgi uygun bir derecede olmadığı zaman da buna benzer güçlükler ortaya çıkabilir. Bu güçlükler, çocuğun gelişmesi bakımından ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Çocuğun tavrı öyle belirgin, öyle değişmez bir şekil alır ki, çocuk hiçbir zaman sevgi nedir bilmediği gibi, sevgiden gerektiği şekilde yararlanmak imkanı da bulamaz; çünkü sevme içgüdüleri hiçbir zaman gelişemez. Sevgi duygusunun yeterince gelişmemiş olduğu bir aile içersinde büyüyen bir çocuğun herhangi bir şekilde sevgi göstermesini sağlamak güç bir iş olacaktır. Çocuğun hayatta ki bütün tavrı, her türlü sevgiden kaçma ve uzaklaşma davranışı hâlini alacaktır.

Çocuklarına zararlı bir ilke aşılayarak sevginin yakışık almayan, gülünç, kadınca bir duygu olduğunu öğreten düşüncesiz ana-babalar, eğiticiler ve başka yetişkinler de aynı sonuca ulaşacaklardır. Bir çocuğa sevginin gülünç bir şey olduğunu öğretmeye kalkma gibi davranışa seyrek olarak rastlamıyoruz. Bu genellikle, sık sık gülünç bir durumda bırakılmış olan çocuklarda görülen bir olgudur. Bu gibi çocuklar başkalarına sevgi gösterme eğilimlerinin gülünç ve kadınca bir şey olduğunu sandıkları için, heyecanlarını ve duygularını belli etmekten gerçekten ürkerler.

Tabiì bir sevgiyi, kendilerini küçülten ve köle haline getiren bir şey olarak görürler ve ona savaş açarlar. Böylece, sevgi hayatının sınırları ilk çocukluk yıllarında belirlenir. Her türlü sevginin engellendiği ve baskı altına alındığı sert bir eğitimden sonra, çocuk kendisini kuşatan çevreden çekilir ve ruhunun gelişmesi için son derece önemli olan ilişkileri yavaş yavaş sona erer. Bazen çevredeki tek bir kişi bir uzlaşma imkânı sunabilir ; bu durumda çocuk o kimseye son derece derin bir şekilde bağlanır. Yalnızca tek bir kişiye yönelik sosyal ilişkiler içerisinde büyüyen insanların sosyal eğilimlerinin hiçbir zaman birden fazla insanı kapsayacak şekilde genişleyememesi buradan ileri gelmektedir. Annesinin yalnız küçük kardeşine şefkat gösterdiğini fark ettiği zaman kendini ihmal edilmiş olarak gören ve bu yüzden ilk çocukluğunda bulamadığı sevgiyi daha sonraki hayatında bulmaya çalışarak hayatı boyunca oradan oraya sürüklenen çocuğun durumu, böyle bir insanın hayatta ne gibi güçlüklerle karşılaşabileceğini gösteren bir örnektir. Bu gibi kimselerin eğitiminin zor şartlar altında gerçekleşebileceğini söylemeye gerek yoktur.

19.  Aşırı bir sakınganlığın ( ihtiyatlılığın ) sıkıntısı içerisinde, ortaya çıkabilecek herhangi bir başarısızlığın tehlikeleri ile karşılaşmaktansa, bütün büyük güçlüklerden kaçma eğilimini benimseyeceklerdir. Bu şımartılmış çocukların başka bir ortak özelliği de başkalarından çok kendilerini düşünmeleridir ve bu da sosyal duygularının yeterince gelişmemiş olduğunun belirtisidir. Bu özellik, onların kötümser bir dünya görüşünü benimseyecek şekilde geliştiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Kendi hatalı davranış kalıplarına bir çözüm yolu bulmadıkça bu çocukların mutlu olmalarına imkan yoktur.

20. Bu genellikle, derin bir aşağılık duygusu duyan çocukların, acısını duydukları yoksulluklar yüzünden arka plana itildikleri ya da aile çevrelerinde görmüş oldukları sevgi ve şefkatten tatmin olmadıkları durumlarda ortaya çıkmaktadır. Büyüklük düşünceleri, sanki şimdiden büyümüş gibi hareket eden çocukların dış tavırlarında kendini belli etmektedir. Bazen bu gibi hayallerin büsbütün patolojik hikâyelerine de rastlanmaktadır. Büyükler gibi yalnızca fötr şapka giyen ya da erkeklere benzemek için yerden sigara izmaritleri toplayıp içen çocuklarda olduğu gibi; ya da erkeklere benzemek isteyerek delikanlılara yakışacak şekilde giyinen ve davranan genç kızlarda olduğu gibi.

21. Çocuklukta rastlamış olduğu şekliyle hayvanlara eziyet etme vaka’ları, başka varlıklarla özdeşleşme yeteneğinin ve sosyal duygunun hemen hemen tümüyle ortadan kalkması halinde mümkündür. Böyle bir yoksunluk çocukları, insanlığa yakınlık duyan kimseler olarak, gelişmek bakımından pek az bir değeri ve önemi olan şeylere ilgi göstermeye götürür. Bu gibi çocuklar yalnızca kendilerini düşünürler ve başkalarının sevinçlerine ve kederlerine hiçbir ilgi duymaz hale gelirler. Bütün bunlar, kendini başkalarının yerine koyabilme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması ile sıkı sıkıya ilgilidir. Kendini bir başkası ile birleştirme konusundaki yeteneksizlik o derece aşırı bir hal alabilir ki, bir insanın başka insanlarla herhangi bir işbirliğinde bulunmayı kesinlikle reddetmesi bile mümkün olabilir. Üstünlük kazanmak ve başkalarına söz geçirmek için şiddetli bir istek duyanları etkilemek çok güçtür. Ana-babaların çocuklarından şikâyet etmeleri, ancak çok seyrek olarak çocuğun körü körüne itaati ile ilgilidir. En yaygın şikâyetler çocuğun itaatsizliği dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. İncelemeler bu gibi çocukların çevrelerinde bulunan kimselerden daha üstün olmaya çalıştıklarını göstermektedir; küçük hayatlarını engelleyen duvarları yıkmaya çalışmaktadırlar. Evde kendilerine hatalı bir şekilde davranılmış olması yüzünden, eğitim amacı ile gösterilen gayretler de onları etkileyememektedir. Güçlü olmak için gösterilen şiddetli çaba, bir insanın eğitilebilirlik derecesiyle ters orantılıdır. Bu gerçeğe rağmen, aile-içi eğitimimiz genellikle çocuğun harisliğini teşvik etmeye ve onun kafasında büyüklük fikirleri uyandırmaya çalışmaktadır. Bu bizim düşüncesizliğimizden değil, bütün kültürümüzün aynı şekilde büyüklük hayalleri ile belirlenmiş olmasından ileri gelmektedir. Uygarlığımız içerisinde olduğu gibi aile içerisinde de, çevresindeki bütün insanlardan daha büyük, daha iyi, daha çok şan ve ün lazanmış olan bir insana herkesten çok önem verilmektedir. Boş gururla ilgili bölümde, harisliği teşvik eden bu eğitim yönteminin toplum hayatına ne derece aykırı olduğunu ve ruhun gelişmesinin harisliğin ortaya çıkardığı güçlükler yüzünden ne derece engellendiğini gösterme fırsatını bulacağız.

22. Ne yazık ki, insan dediğimiz hayvan, özel güçleri olduğunu iddia eden herkesin kurbanı olacak derecede bir itaat gösterebilmektedir. Ayrıca, çok sayıda insan, herhangi bir sınama girişiminde bulunmaksızın bir otoriteyi kabul etme alışkanlığını edinmiştir. Halk, aldanmaktan hoşlanır. Akla uygun bir incelemede bulunmaksızın her türlü blöfü yutmak ister.

23. Yapabileceğinden daha çok şey istemekle, çocuğun güçsüzlüğünü ve çaresizliğini yüzüne vurmuş oluruz.

24. Çocukları bu şekilde ciddiye almamanın başka bir görünüşü de, onlara, doğru olmadığı ilk bakışta fark edilen yalanlar söyleme alışkanlığıdır; bunun sonucu olarak çocuk yalnızca yakın çevresinden şüphe etmekle kalmaz, aynı zamanda hayatın gerçekliğinden ve ciddiliğinden de şüphe eder hale gelir. Okulda hiçbir neden olmaksızın, durup dururken gülen çocuklar vardır; bu gibi çocuklar bu konuda sorguya çekildikleri zaman, okulu, tıpkı ana-babalarının yapmış oldukları şakalar gibi, ciddiye alınmaya değer bulmadıklarını söylemişlerdir.

25. Aşağılık duygusu, gerçek bir temeli olmadığı halde o derece şiddetli bir hal alabilir ki, bunun sonucu olarak çocuk dünyaya sanki gerçekten büyük bir sakatlıkla gelmiş gibi olur. Söz gelişi kritik dönemdeki çok sert bir eğitim böyle bir kötü sonuca ulaşmada rol oynayabilir. Hayatlarının ilk günlerinde bağırlarına saplanmış olan diken hiçbir zaman sökülüp atılamaz ve yaşantılarının o soğuk havası, onları kendi çevrelerinde bulunan insanlara yaklaşmaktan alıkoyar. Böylece sevgi ve şefkatten yoksun bir dünya içerisinde bulunduklarına inanırlar ve bu dünya ile ilişki kurabilecek hiçbir ortak nota bulamazlar.

26. Bu insanın hayat hikayesinden aşağıdaki olguları öğreniyoruz: On yedi yaşına gelinceye kadar beden bakımından hemen hiç gelişmemişti. Sesi küçük bir çocuğun sesi gibiydi, bedeninde ve yüzünde tüy yoktu ve okulun en ufak çocukları arasındaydı. Bugün otuz altı yaşındadır. Dış görünüşünde tam anlamıyla erkekçe olmayan hiçbir şey yoktur; tabiat, açığını kapatmış ve o on yedi yaşında iken henüz yapmamış olduğu şeyleri tam olarak gerçekleştirmiştir. Ama o, sekiz yıl boyunca gelişememe durumundan ötürü acı çekmiş ve o sıralarda tabiatın bu anormalliği giderebileceğine hiçbir şekilde güvenememiştir. Bütün bu dönem boyunca, her zaman bir çocuk olarak kalacağını düşünerek üzülüp durmuştur.

27. Evlendikten sonra karısına hiç durmadan onun sandığından çok daha büyük ve çok daha önemli bir insan olduğunu göstermeye çalışmış, karısı ise her zaman kocasına kendi değeri ile ilgili iddiaların temelsiz olduğunu kanıtlamaya uğraşmıştır. Bu şartlar altında, daha nişanlılık döneminde bile bozulma belirtileri gösteren evlilikleri, iyi bir yönde gelişememiş ve sonunda sosyal bir problem halini almıştır. Hastamız bu sıralarda doktora başvurmuştur; çünkü evliliğinin bozulması, zaten sallantılı bir durumda bulunan kendine verdiği değeri büsbütün sarsmıştır. İyileşebilmek için, ilk olarak doktordan insan tabiatını nasıl tanıyabileceğini, hayatta işlemiş olduğu hatayı nasıl değerlendirebileceğini öğrenmek zorunda kalmıştır; ve bu hata, yani kendi aşağı durumunu hatalı bir biçimde değerlendirmiş olması, tedavi edildiği zamana gelinceye kadar onun bütün hayatını etkilemiştir.

28. Okuldaki ve evdeki davranışları kesinlikle karşıt olan çocuklar olduğu gibi, karakter özellikleri gerçek karakterlerini anlamaya imkan vermeyecek kadar çelişken gözüken yetişkinler de vardır.

29. Bütün insan davranışının bir gayeye ulaşmak için gösterilen çabaya dayandığını, yani başlangıç noktaları ile olduğu kadar gayeleri ile de şartlandırılmış bulunduğunu sonunda kavrayabildiğimiz zaman, en büyük hataların nereden ileri gelebileceğini de anlamış oluruz.

30. Çünkü kardeşine kendisinin hiçbir zaman görmediği kadar iyi davranılmıştır. Bu eksikliği telafi edebilmek çabası içerisinde, her zaman işin altından kalkamıyormuş gibi bir tavır takınmak zorunda kalmıştır. Burada, karşımızda, birtakım yumuşak araçlara başvurarak üstün bir rol oynamaya çalışan bir insan vardır.

31. Her peri masalı, insanlığın mutlu bir gelecek umudunu hiçbir zaman yitirmemiş olduğunu dile getirmektedir.

32. Oyundan ve oynamaktan kaçan çocuklar, büyük bir olasılıkla hayata iyi uyamamışlardır. Bu gibi çocuklar kendi istekleriyle her çeşit oyundan el çekerler ya da başka çocuklarla oynama imkanını buldukları zaman genellikle onların oyunlarının tadını kaçırırlar. Böyle bir davranışın belli başlı nedenleri gurur, kendini pek beğenmeme ve bunun sonucu olarak da kendine düşen rolü kötü bir şekilde oynama korkusudur.

33. Dikkatin uyanmasındaki en önemli etken, dünyaya gerçekten derin bir ilgi duymaktır. İlgi, dikkatten çok daha derinde bulunan bir ruhsal tabakadır. İlgi duyduğumuz zaman dikkat de göstereceğimize şüphe yoktur.

34. Hiç durmadan anahtarlarını kaybeden ya da başka bir yere koyan kadınlar, genellikle ev kadınlığını meslek olarak seçmiş olmaktan hiçbir zaman hoşnut olmayan kadınlardır. Unutkan insanlar, çoğunlukla, açıkça isyan etmeyi tercih etmekle birlikte, unutkanlıkları, bir dereceye kadar, işlerine ilgi duyamamış olmalarından ileri gelmektedir.

35. Özel bir konu ile şiddetle ilgilenen bir insan, bir problemi çözme zorunluluğunu geceleyin bile duyar. Bazı insanlar hemen hiç uyumazlar ve sorunlarını hiç durmadan kafalarında evirip çevirirler; bazıları ise uyurlar, ama rüyalarında hep tasarıları ile uğraşıp dururlar.

36. Büyüklerle ilişki kurmak istediği zaman da, ana-babası, çocukların büyüklerin laflarına karışmaması gerektiğini çocukların büyüklerin akranı olmadığını söyleyip durmuşlardır. Böylece, ilk çocukluğunda, sosyal hayat için gerekli olan temas noktalarını bulmakta güçlük çekmiş ve yalnızca ana-babası ile ilişki kurabilmiştir.

37. Yalnızca kafamızı allak bullak eden şeylerin farkına varırız; yalnızca bu gibi şeylerdir ki, bize yeryüzünde hayal edebildiğimizden çok daha fazla bir bilgeliğin saklı bulunduğunu göstermektedir.

38. Daha önce belirtmiş olduğumuz noktalar, bütün ruhsal olaylara iki büyük eğilimin egemen olduğunu göstermiştir. Bu iki eğilim, sosyal duygu ve güçlü olmak, başkalarına söz geçirmek için gösterilen çaba, her çeşit insan faaliyetini etkilemekte, insanın güvenliğe ulaşmak ve hayatın üç büyük çağrısına -sevgi, iş ve toplum hayatına- cevap vermek için göstermiş olduğu çabalarla ilgili tavrını belirlemektedir.

39. Bu durumun basit şekillerinde bencillikten, hainlikten, kendini her şeyin merkezi olarak görmekten, başkalarının canını sıkmaktan söz ederiz. Daha karmaşık şekillerinde ise acayip görünüşlü insanlar, serseriler ve suçlarla karşılaşırız.

40. İçerisinde yaşadığımız çağda, ailelerimizin eğitim sisteminin, güçlü olma çabasına aşırı bir değer verecek şekilde belirlenmiş olduğunu daha önce söylemiştik.

41. Rahibeler ya da bekarlığı gerektiren başka bir meslek seçmiş olanlar bunun en iyi örneğidir. Kadınlık rolleri ile uzlaşamamaları, bu hareketlerinde açıkça görülür.

42. Çocukluğundan beri annesine karşı sürdürdüğü sürekli savaş yüzünden son derece kavgacı olmuştu. Savaş onun zaferiydi. Annesinin davranışı bu çocuğu hiç durmadan öfkelendirmiş ve çocuğun annesine karşı yeni zaferler kazanmaya çalışmasına yol açmıştır. Başkaları ile sert bir şekilde tartışmak ve çatışmak onun en büyük zevki olmuştur. Bu şekilde kendi boş gururunu açığa vurmaktadır.

43. Hiç durmadan yıkama ve temizleme şeklinde ortaya çıkan bu hastalık, kadınlık rolüne karşı düşmanca bir tavır takınan ve böyle bir titizlik sayesinde kendilerini bu derece temiz olmayan kimselerden daha üstün bir hale getirmeye çalışan kadınlarda son derece sık rastlanan bir olaydır. Bilinçdışı alanda, bütün bu çabaların amacı yalnızca ev halkının sabrını taşırmaktır. Bu kadının evi kadar düzensiz pek az ev vardı. Onun gayesi temizlik değil ev halkının huzurunu kaçırmaktı. Kadınlık rolü ile uzlaşmanın yalnızca görünüşte olduğu birçok durumdan söz etmek mümkündür. Hastamızın hiçbir kadın arkadaşının olmaması, hiçbir kadınla geçinememesi ve başka bir insanın kişiliğine saygı göstermemesi, ondan beklemiş olduğumuz yaşama kalıbına çok uygun gelmektedir.

44. En büyük çocuğun bu yöndeki gelişmesi herhangi bir bozukluk olmaksızın gerçekleştiği zaman, onda yasaların ve düzenin bekçisi olan bir kişinin özelliklerinin ortaya çıktığını göreceğiz. Bu gibi kimseler genellikle güçlü olmaya büyük bir değer verirler.

45. “Tek” çocukların ana-babaları genellikle görülmemiş derecede dikkatli ve tedbirli davranırlar; kendileri de hayatı büyük bir tehlike olarak görürler, bu yüzden çocuğa gerektiğinden fazla yardımcı olurlar.

46. Karakter özelliği deyince, içerisinde yaşadığı dünyaya uymaya çalışan bir insanın geliştirmiş olduğu bazı belirli ifade biçimlerinin ortaya çıkmasını anlıyoruz.

47. Yetişkin kimseler olarak, çocukluğumuzun önyargılarına ve safsatalarına, sanki kutsal yasalarmışçasına hâlâ bağlı kalmakta devam ediyoruz.

48. Düşüncelerimizi ve hareketlerimizi haklı gösterme ihtiyacı, sosyal birliğin bilinçdışı anlamının gerektirmiş olduğu bir şeydir. Bu, en azından, hareketlerimiz için sık sık hafifletici nedenler aramamızı gerektirir.

49. Kendi kaderinin efendisi olduğunu bilme cesaretini gösterecek yepyeni bir nesil yetişecektir.

50. Aynı şekilde, zora başvuran bir dış otoritenin kölece bir itaat yaratmasına da engel olabilirler.

51. Uyku, gerçekten de, bir insanın gelişme derecesini ölçme imkanını verecek kusursuz bir standarttır; çünkü uyku bozuklukları, bir güvensizlik duygusu karşısında büyük bir tedbirliliğin belirtisidirler.

52. İç salgı bezleri tiroid, hipofiz, böbrek-üstü bezleri, paratiroid’ler, pankreastaki Langerhan adacıkları, erkek ve kadın cinsel organlarındaki bazı bezler ve başka birtakım histolojik unsurlardır ki, bunların fonksiyonları şimdiye kadar pek iyi anlaşılamamıştır. Bu bezlerin salgı kanalları yoktur; salgıları doğrudan doğruya kana boşaltırlar.

53. Bir insanın karakteri hakkında hiçbir zaman ahlaki bir yargı verilemez; bir insanın karakteri, onun çevresine karşı takınmış olduğu tavrın ve içerisinde yaşamış olduğu toplumla olan ilişkisinin bir göstergesidir.

54. Kendini başkalarına kabul ettirmek için gösterilen çaba, en yüksek noktasına ulaşır ulaşmaz, ruhsal hayatta büyük bir gerginlik yaratır. Bunun sonucu olarak, güçlü ve üstün olma gayesi birey için daha belirgin bir hale gelir. İnsan bu gayeyi olanca gücüyle, olanca kuvvetiyle izler ve hayatı büyük bir zaferi beklemekle geçer. Böyle bir insan gerçeklik duygusunu yitirmiştir. Çünkü her zaman başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü sorunu ile uğraştığından ve daha çok başkaları üzerinde bıraktığı izlenimle ilgilendiğinden hayatla bağlantısını yitirmiştir. Böyle bir yaşama biçimi, insanın hareket serbestliğini olağanüstü bir derecede engeller ve boş-gurur o insanın en belirgin karakter özelliği halini alır.

55. Eğer bu derece kötü yetiştirilmemiş olsalardı, başlarına şu ya da bu gibi bir felaket gelmemiş olsaydı, bugün ön safta gelen kimseler arasında yer almış olurlardı. Hayatın “ateş hattı” na yaklaşmamak için hiç durmadan özürler bahaneler bulurlar ; boş-gururlarını tatmin edecek biricik şey, kendileri için yaratmış oldukları hayallerdir.

56. Boş-gururlu insanlar kimse ile geçinemeyen, olduklarından daha üstün görünmeyi amaç edindikleri için hayata ayak uyduramayan zavallı insanlardır.

57. İlk çocukluğu ile ilgili hatıraları, gelişmesine karşı gösterdikleri anlayışsızlık yüzünden kendisini adamakıllı engellemiş olan ana-babasına yaptığı şiddetli suçlamalarla belirlenmiştir. Böyle bir ruh hali içerisinde, aynı zamanda bütün insanların değersiz olduğunu ve hiç kimseye ilgi duymadığını düşünmeye başlamıştır. Bu şekilde büsbütün yalnız kalmak için elinden geleni yapmıştır.

58. Başarısızlık yüzünden yitireceği onurunu düşünmekte kendi yeteneğinden şüphe etmektedir ; bir karar verme konusunda hiçbir zaman kendilerine güvenemeyen insanların sırrını o da öğrenmiştir.

59. İnsan ancak içerisinde bulunduğu hayat şartlarını kabul ettiği zaman mutluluğa ulaşabilir; kaçınılması mümkün olmayan bu gerçek şartlar bir yana itildiği zaman ise, insan sevince ve mutluluğa götüren bütün yolları kendine kapamış olur ve başkaları için bir hoşnutluk ve mutluluk vesilesi olan her şey de başarısızlığa uğrar. Yapabileceği en iyi şey, hiçbir zaman gerçekleşmediğini bildiği halde, başkalarından daha üstün olduğunu ve onlara egemen durumda bulunduğunu hayal etmektedir.

60. Yontulmamış hareketlerinden vazgeçmeleri için kendilerine verilen ahlaki öğütlere kulak asmamalarını anlamak güç değildir. Çünkü bir insan hayatın kurallarına ayak uyduracak şekilde yaşamak istemiyorsa, gerçekten de tırnaklarını kemirmek ya da buna benzer hareketler yapmakta oldukça haklıdır.

61. Vicdanlarına karşı olduğu için askerlik yapmak istemeyen çok sayıda toplumdışı insanı düşünün. Bu gibi kimselerin dizginlenmemiş bir boş-gurur ve sınırsız bir üstün olma isteği ile hareket ettiklerini biliyoruz.

62. Her zaman yanlış anlaşılan bazı insanlar dine sığınırlar ve öteden beri süregelen davranışlarını burada da devam ettirirler. Sızlanıp dururlar, kendilerine acırlar ve çekmiş oldukları acıları kendileri ile ilgilenmeyen bir Tanrının omuzlarına yüklemeye çalışırlar. İşleri güçleri yalnızca kendileriyle uğraşmaktır. Böylece Tanrının, olağanüstü bir saygıya layık görülen ve tapınılan varlığın, onlara yardım etmekten başka yapacak bir işi olmadığına ve onların her hareketinden sorumlu olduğuna inanırlar. İşbirliğinin hep başkalarına düşen bir yükümlülük olduğunu sanırlar.

63. Duygular, anlaşılması mümkün olmayan esrarlı olaylar değillerdir. Belli bir yaşama biçimine ve bireyin önceden belirlenmiş olan davranış kalıbına uygun gelen durumlarda ortaya çıkmaktadırlar.

64. Öfkeli bir insanın, karşısına çıkan her türlü engeli zorla ve çarçabuk ortadan kaldırma gibi bir amacı olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Daha önceki araştırmalar bize, öfkeli bir insanın olanca kuvvetiyle başkalarından üstün olmaya gayret eden kimse olduğunu göstermektedir.

65. Öfkeden söz ettiğimiz zaman, bu duygunun sürekli olarak var olduğu ve dikkati çeken alışılmış bir tepki olarak ortaya çıktığı kimselerden söz ediyoruz. Bazı insanlar gerçekten de öfkeyi sistemli bir yöntem haline getirmişlerdir ve herhangi bir problemi başka türlü ele alamamaları bakımından dikkati çekerler. Bunlar genellikle, hiç kimsenin kendilerinden üstün ya da kendileriyle eşit düzeyde olmasına katlanamayan, mutlu olabilmek için mutlaka herkesten üstün olmak isteyen kibirli ve aşırı derecede duyarlı insanlardır. Bunun sonucu olarak, her zaman tetikte dururlar ve herhangi bir kimsenin kendilerine yetişip yetişmediğini ya da kendilerine yeterince değer verilip verilmediğini kollamak üzere her an uyanık bulunurlar. Güvensizlikleri, genellikle aşırı duyarlıkları ile ilgili bir karakter özelliğidir. Bu tip insanların kimseye güvenmeleri mümkün değildir.

66. Hayata ayak uyduramamış kimselerin herkesten önceye içkiye başvurmaları hiç de rasgele bir olay değildir. Bu gibi kimseler, içkide bir avuntu ve kendini unutma imkanı bulurlar; aynı zamanda, içkiyi, istemiş oldukları şeylere niçin ulaşamadıklarını açıklayabilecek bir bahane olarak da kullanırlar.

67. Öfke nöbetlerine çocuklarda yetişkinlerden daha çok rastlanır. Bazen önemsiz bir olay bile çocuğu öfke nöbetine götürebilir. Bu durum çocukların aşağılık duygusuna daha çok kapılmalarının sonucu olarak, güçlü olma çabalarını daha belirli bir şekilde açığa vurmalarından ileri gelir. Öfkeli bir çocuk, kendini başkalarına kabul ettirmeye çalışır. Karşısına çıkan her engeli, aşılmaz değilse bile, son derece güç bir engel olarak görür.

68. İntiharda, yakınlarını ve dostlarını üzmek isteğinin yanında, karşılaşmış olduğu bir başarısızlığın acısını kendinden çıkarmak gibi bir isteğinde var olduğunu görüyoruz.

69. İnsan tabiatında keder ne kadar tabii bir şey olursa olsun, bunun aşırı bir hal alması topluma karşı takınılan düşmanca bir tavrı dile getirmektir.

 
  Bugün 978041 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!