BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÜRETKENDİR, PAYLAŞILMAYAN BİLGİ BATAKLIKTAKİ HAZİNE GİBİDİR.
Siteme Hoş Geldiniz Adil DURUSU
   
  SİTEME HOŞ GELDİNİZ Adil DURUSU
  İkili Anlaşmaların İç Yüzü - Haydar TUNÇKANAT
 

 

KİTABIN ADI   :  İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ 

YAZARI       :  HAYDAR TUNÇKANAT 

ABD İLE  BUGÜNE KADAR YAPILAN ANLAŞMALAR

 

·         23 Şubat 1945 Tarihli TC Hükümeti ile ABD Hükümeti Arasında İmzalanan, 11 Mart 1941 Tarihli Ödünç Verme ve Kiralama Kanunundan Yararlanmak İçin Yapılan Anlaşma.

  • 27 Şubat 1946 Tarih ve 4882 Sayılı Kanunla Kabul Edilen 10 Milyon Dolarlık Kredi Anlaşması.
  • 6 Aralık 1946 Tarihli, TC Hükümeti ile ABD Hükümeti Arasında Kahire’de İmzalanan Anlaşmaya Ek Anlaşma.
  • Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu  Kurulması Hakkındaki Anlaşma.
  • 12 Kasım 1956 Tarihli Zirai Maddeler Ticaretinin  Geliştirilmesi ve Yardımlaşma Hakkındaki Muaddel Amerikan Kanununun 1.Kısmı Gereğince Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ABD Hükümeti Arasında Münakit Zirai Emtia Anlaşması.
  • 25 Ocak 1957 Tarihli ve  12 Kasım 1956 Tarihli Anlaşmaya Ek Anlaşma.
  • 20 Ocak 1958 Tarihli Anlaşma ile İlgili Olarak, 20 Ocak 1958 Tarihli ve 1755 Sayılı Amerikan Hükümeti’nin Notası.
  • 21 Şubat 1963 Tarihli, Zirai Maddeler Ticaretinin Geliştirilmesi Hakkındaki                161 Milyon Dolarlık İkili Anlaşma ile ilgili olarak ABD’nin Verdiği Nota.
  • 21 Şubat 1963 Tarihli Amerikan Hükümetinin Notasına, TC Hükümeti’nin Cevabı.
  • Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Kredi Anlaşması.
  • 200 Milyon Marklık Alman Kredi Anlaşması.
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşması.
  • Kuzey Atlantik Anlaşması’na Taraf Devletler Arasında, Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşmesi.
  • Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında, Kuzey Atlantik Anlaşması’na Taraf Devletler Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşmenin Tatbikatına Müteallik Anlaşma.
  • Türkiye’de Bulunan Amerikan Askeri Yardım Kurulu Personeline NATO Kuvvetler Statüsü Anlaşmasının (6375) Tatbik Edileceğine Dair Anlaşma.

·         Türkiye’de Bulunan Kuzey Atlantik Anlaşması’na Taraf Kuvvetlerin Tabi Olacağı Adli Statü. 

  • 6375 Sayılı Kanunla Tasdik Edilen Kuzey Atlantik Anlaşması’na Taraf Devletler Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşmesinin VII. Maddesinin Statüsüne Dair Sözleşme’nin VII. Maddesinin 3 A (ii) Bendi ile VIII: Maddesinin Tatbik ve Tadiline Dair Kanun. 

1.    Görülüyor ki, ABD Hükümeti 1954 yılı Haziran ayına kadar, Türkiye’de kendi siyasi, iktisadi, mali ve askeri politikasını nasıl yürüteceği hakkında çok geniş ve derin bir hazırlık yapmış, bu arada, Türkleri, Türkiye’yi Türk kanunları ve mevcut düzensizliği, etnik grupları, çeşitli akımları, dini inançları ve idari sistemi ve devlet mekanizmasının nasıl işlediğini bütün yönleriyle incelemiştir. 23 Şubat 1945 ile 23 Haziran 1954‘e kadar dokuz yılı aşan devreyi Amerikalılar, Türkiye’de araştırma, bilgi toplama, deneme, örgütlenme ve yerleşmeli de içine alan geniş bir hazırlık devresi olarak kullanmışlardır. 1954 yılı başında hazırlıklar tamamlanmış ve planın uygulanması için şartları ve ortamı elverişli bulan Amerikalılar, hemen uygulamaya geçmişlerdir. Bu bölümde vermiş olduğumuz anlaşmaların 23 Haziran 1954 tarihini aşması bir tesadüf değildir, Türkiye’yi her yönden Amerika’nın kontrol ve sömürüsü altına koymak için hazırlanmış olan planların ikili anlaşmalar biçiminde uygulamaya konulduğu bir tarihtir. 23 Haziran 1954 tarihi, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcıdır. 

2.    Türk hükümeti, ekonominin 1954 yılı sonlarında  karşılaşmaya başladığı güçlüklerden  kurtulma ümidini enflasyonist bir para politikasıyla Amerikan yardımına bağlamıştı. 

3.    1954 yılı başlarında artan sıkıntılar karşısında hükümet, Amerika ile birbiri ardından çok ağır şartları olan ikili anlaşmaları imzalayarak, Türkiye’yi Amerikanın bir sömürgesi haline getirmekte bir sakınca görmemiştir. 

4.    “Müşterek savunma” ve “yardım” terimleri anlaşmada tanımlanmadığına göre, bunlar “Türkiye’de yapılan bütün masraflar” cümlesinin anlamı içinde değerlendirildiği takdirde, Amerikalılardan Türk Hükümeti’nin bir kuruş dahi vergi alması mümkün değildir. 2 nci  maddede, Amerikalılardan alınmayacak olan vergiler şöyle sıralanmıştır: İthalattan alınan vergi, resim  ve ücretler, muamele vergisi, nakliyat vergisi, harçlar ve damga vergisi, elektrik cereyanı ve havagazı tüketimi üzerinden alınan devlet ve belediye vergileri ve bunların zamanları, kazan ve motorlardan belediyecilerce alınan vergiler, dahilinde tedarik edilen akaryakıtlar üzerinden alınan vergiler, telgraf ve telefon üzerinden alınan milli savunma vergisi, gemi ve uçaklar dolayısıyla liman ve meydanlardan alınan vergi ve ücretler, belediyelerce alınan ilan ve tellallık vergileri, şeker istihlak vergisi mamul tütün ve içkilerden alınan inhisar vergisi, müdafaa ve hususi istihlak vergileri. Bu vergiler; ABD tabiiyetindeki şirket ve şahıslardan veya bunlar tarafından kullanılan ABD tabiiyetindeki fertlerden, bunlara ilaveten gelir ve kurumlar vergileri de alınmayacaktır (madde 3).  

Muafiyet, ABD tarafından finanse edilen mukaveleler dolayısıyla, müteahhitler veya bunlara karşı taahhüde girişmiş ikinci müteahhitler tarafından yapılan masrafları da kapsayacaktır (madde 5). Görülüyor ki, müşterek savunma adı altında Amerika, Türkiye’de ucuz yaşamakta, vergi ödememekte ve bunun Türkiye’deki müteahhitler ve onların yanında çalışan bütün Amerikalılara da uygulanmasını sağlamaktadır. Gerçekte, Türkiye’nin savunma masrafları için inhisar maddeleriyle telefon ve telgraf haberleşmelerinden alınan savunma vergisini dahi ödemekten kaçan Amerika’nın, müşterek savunma ile ilgili olmadığı meydandadır. O yalnız  kendi güvenlik ve savunmasını düşünmektedir. Her türlü masrafını da müşterek savunmaya sokarak vergiden ve gümrükten mal kaçırmaktadır. Amerikalı müteahhitlerin Türkiye’de yaptıkları işler için gümrüksüz getirdikleri makine ve diğer eşya ve malzemelerle, Türkiye’den vergisiz olarak temin ettikleri malzeme ve akaryakıtın hesabını kim tutacak ve kontrolünü kim ve nasıl yapacaktır? Bunların Türk müteahhitlerine devredilmediklerini veya piyasaya sürülmediklerini kim temin edebilir? Türkiye’den satın alacakları her malın üzerindeki vergilerin, geri verilmesi bu anlaşmanın şartlarındandır. Türkiye’nin, bu yollardan yapılan suiistimaller ve vergi kaybından uğradığı zararlar Amerika’nın yardım dediğinin kat kat üzerindedir. 

5.    İKİLİ ASKERİ TEMEL VE UYGULAMA ANLAŞMALARI : Bu konuya, NATO adlı kitaptan aktaracağımız bir paragrafla gireceğiz. “Yunanistan’da da Türkiye’de olduğu gibi Amerikan Yardım Kurulu personeli ve diğer bir deyişle Amerikan Yardım Kurulu misyonu bulunmaktadır. Buradaki Amerikan personeli (Military  Facilities Agreement) ahkamına tabidirler”. Bu paragrafta sözü edilen Askeri Kolaylıklar Anlaşması (Military  Facilities Agreement), Türk ve Amerikan hükümetleri arasındaki askeri anlaşmaların temel belgesidir ve 23 Haziran 1954 tarihini taşır. Bir Bakanlar Kurulu kararından alınan yetkiye dayanılarak yapılmış olan bu anlaşma, Bakanlar Kurulu’nun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylarından da geçirilmemiş olduğundan anayasaya göre; yürürlüğe de konulmaması  gerekirdi. Fakat, zamanın hükümeti, bu askeri anlaşmaya dayanarak, Amerikalıların, Türkiye’de müşterek savunma tesisleri adı altında,  üs ve kolaylıklar kurmaları için değişik tarihlerde uygulama anlaşmaları yapmakta bir sakınca görmemiştir.  

6.    Bu anlaşmayı da diğerleri gibi NATO Anlaşması’nın 3 ncü maddesine daha uygun bulmuşlardır. Askeri Kolaylıklar Anlaşması Dışişleri Bakanlığı tarafından yapıldığı halde, uygulama anlaşmalarının yapılmasında, Amerikalılar, değişik yollardan yaklaşmayı daha uygun bulmuşlardır. Örneğin; Hava Teknik Anlaşması ile Muhabere Elektronik anlaşmaları, Dışişleri Bakanlığı tarafından; kara ordusu için Harp Başlığı Desteği ve Hava Kuvvetleri Atom Atma (Head Dress) Tesisleri anlaşmaları ise, MSB tarafından yapılmışlardır. Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya dayanmayan Amerika Askeri Posta Servisi Dışişleri Bakanlığı’nın sözlü müsaadelerine dayanarak Türkiye’de çalışmaya başlamıştır. Bu teşkilatın mektup veya postaya verilen küçük paketlerde uğraştığı sanılmasın, bu servis çok iyi ambalajlı büyük sandıklarla, Türkiye’den dışarıya, dışarıdan da  Türkiye’ye büyük ölçüde bir eşya ulaştırma servisi gibi çalışmaktadır. Bu ambalajlı sandıklar kontrol edilmediği için içindekileri öğrenmek zordur. Yalnız Türkiye’deki Amerikan kaçak eşya mağazalarının beslendiği kanallardan biri olduğuna şüphe yoktur. Aynı zamanda tarihi eser kaçakçılığının da bu kanaldan yürütüldüğüne ilişkin kuşkular mevcuttur. 

7.    Bu arada, rahatsız olan Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Amerika’da tedavi edilmesi için uzun çabalardan sonra ikna edilerek Amerika’ya gönderilmiş fakat, Amerika’ya vardıktan kısa bir süre sonra komaya girerek Türkiye’ye geri gönderilmiştir. Aynı gün, hükümet tarafından kurulan bir sağlık kurulu raporu ile, Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlık görevine devam edemeyeceği kamuoyuna duyurulmuştur. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ın emekliye ayrılarak kontenjan senatörü olduğuna ve Genelkurmay Başkanlığı’na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Tural’ın getirildiğine Mart 1966’da tanık oluyoruz. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral ve Kontenjan Senatörü Cevdet Sunay’ın da vakit geçirilmeden cumhurbaşkanı seçilerek Çankaya’ya yerleşmesiyle AP iktidarı Silahlı Kuvvetler tehlikesine karşı sigortalanmış oluyordu. Bu olaylar birbiri ardına gelişirken, boş durmayan Amerika, ikili anlaşmalarla ilgili  hazırlıklarına da tamamlamış ve Türkiye’de değişen şartları uygun bularak, biraz da yeni iktidarın durumunu kuvvetlendirir düşüncesiyle olacak, 18 Nisan 1966 tarihinde Türk Dışişleri Bakanlığı’na, 23 Haziran 1954 tarihli Askeri Kolaylıklar Anlaşması’nda yapılacak bazı değişikliklerin Amerikan Hükümeti tarafından da kabul edileceğini bildirilmiştir. Bu büyük lütuf, yeni hükümetin bir başarısı ve Türk Amerikan dostluğunun kuvvetlendirilmesi için  her iki tarafın çabalarıyla geniş ölçüde, radyoda ve basında propaganda yapıldı.  

Fakat Amerika 20 Ocak, 1967 tarihine kadar görüşmelere oturmadı. Çünkü, işi ciddiye alan Genelkurmay 23 Haziran 1954 Askeri Kolaylıklar Anlaşması’nı değiştirmek üzere bir komisyon kurmuş ve bu komisyona Dışişleri Bakanlığı’ndan kuvvetli ve genç elemanlar da katılarak konuyu ele almışlar, yapılması gerekli değişiklikleri hazırlamaya başlamışlardı. Bu komisyonun çalışmalarını yakından izleyen Amerika, yapılması öngörülen değişikliklerin kendi çıkarlarına zarar vereceği düşüncesiyle bir süre oturmamayı uygun bulmuştu. Zira, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural, Amerikalılara ve ikili anlaşmalara karşı, karargahıyla ile birlikte sert bir tavır takınmıştı. Bu şartlar altında  Türk Hükümeti’nin yapılacak değişikliklerde, genelkurmayın tarafını tutacağı da belliydi. O halde, önce Cemal Tural’ın Amerikalılara ve ikili anlaşmalara karşı sert tutumu yumuşatılmalıydı. Genelkurmay Başkanının bu konuda, silahlı kuvvetleri uyaran ve Amerikalıları Türk kanunlarına uymayan hareket ve faaliyette bulunduğu ve bunların önlenmesini isteyen emirleri de vardı. Amerikalılar bunun çaresini bulmakla gecikmediler ve planlarını yaptılar. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural Amerika’ya davet edilerek,  güzel bir gezi ve karşılama programı hazırlandı. Daveti kabul eden Cemal Tural’ın Amerika’da karşılanışı ile ilgili olarak emekli Orgeneral Refik Tulga şu bilgiyi veriyor: “ABD’de bir cumhurbaşkanı gibi karşılanmıştı. Tural’ın protokole göre, 19 pare topla selamlanması gerekmekteydi. Oysa Amerikalılar Tural’ı 21 pare top atarak selamladılar ve böylece onu geleceğin cumhurbaşkanı saydıklarını belli ettiler. Bu Amerika gezisinden sonra Tural, ikili anlaşmalar konusunda farklı düşünmeye başladı.” İkili anlaşmaların karşısına dikilen önemli bir engel de böylece nötralize edilmiş oluyordu. Karargahtaki diğer subayların da “Türk-Amerikan ilişkilerini zorlaştırıyorlar” şikayetleri üzerine; yerlerinden alınmış veya emekli olmaları muhtemeldir. Amerikalılar Türkleri, hele yöneticileri, gayet çabuk ve iyi tanıyorlar, onların nelerden hoşlandıklarını, eğilimlerini hemen öğrenirler. Türk Devleti adamlarının, parti lideri gelenlerin genelkurmay başkanlarının, kuvvet komutanlarının Amerika’ya davet edilerek ağırlanmalarını ve gezdirilmeleri bir çeşit beyin yıkama ve nötralize ameliyesidir. Amerikalılar, telkin etmek istedikleri fikirleri ve istedikleri fikirleri ve istedikleri tavizleri bu gezilerde ustalıkla aşılar ve alırlar. Cemal Tural’ında, diğerleri gibi, bu geziden bir hayli etkilenmiş olduğu anlaşılır. 23 Haziran 1954 tarihli Askeri Kolaylıklar Anlaşması’nın değiştirilmesiyle ilgili görüşmelere, 9 ay sonra Amerikalıların katılmasıyla 20 Ocak 1967 tarihinde başlanabilmiştir. 

Değişiklik için kurulan komisyona Genelkurmay artık katılmaz olmuş ve Dışişleri tasarıyı kendi görüşlerine göre yürütmeye başlamıştır. Nihayet 3 Temmuz 1969 günü Dışişleri Bakanlığı’nın tebliğinde: “İki yıl dört ay süren ve Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki dostluk bağlarına her zaman hakim olmuş bulunan karşılıklı anlayış ve samimiyet havası içinde cereyan eden yoğun ve etrafı müzakerelerden sonra Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik  Devletleri Hükümetleri, bugün (31 Temmuz 1969) Kuzey Atlantik Anlaşması’nın III. Maddesi gereğince iki hükümet arasında alınacak müşterek tedbirlerin dayandırılacağı temel ilkelerle ilgili bir anlaşma imzalamışlardır”  denmiştir. 

8.    Üslerin kullanımı ile ilgili ilkenin ölü doğduğunu doğrulayan başka hususlarda vardır. 6. ilkeye göre; Türk denetleme ekibi, denetim sırasında bir Amerikan üssünün, her iki milletin karşılıklı gayelerine uymadığını tespit etmiş olsa, bu üs hakkında ne gibi bir ceza uygulanacağı da belirtilmemiştir. Müeyyidesi olmayan bir denetimin turistlik bir geziden ileri gidemeyeceği de gerçektir. Anlaşmanın değiştirilmesi ve sona erdirilmesi için müzakere istenilecek olursa, önce altı ay istişare yapılacak ve sonra iki yıllık bir ihbar süresi tanınacaktır, daha sonra çekilme  ve tasfiye için iki yıllık toplam bir ek süre tanınacaktır. Toplam süre 4,5 yıl eder. Anlaşmanın geçerliliğini değiştirmeden, belirli konularda talep olursa, talebin sonuçlandırılması, iki yıllık ek süreyle 4,5 yıl olacaktır. Ek süre zarfında temel anlaşma ve uygulama anlaşmaları yürürlülükte kalacaktır. Temel anlaşmaların bu maddesine göre; Türk denetleme heyetinin bu raporu, Genelkurmay tarafından üssün kapatılması isteğiyle hükümete gönderilse ve hükümet de bu teklife uyarak Amerikalıları müzakereye çağırsa ve bir süre sonra bu kararından dönmezse, sonuç 4,5 yıl sonra alınabilecektir. Bu süre içinde de anlaşma hükümleri gereğince tesis faaliyetlerine devam edebilecektir. 

9.    7. ilkedeki gizlilik üzerinde, diğer ilkelerin incelenmesinde durulmuştu. Burada, konumuzla ilgili olduğu için Emekli General Refik Tulga’nın 3. Ordu Komutanı iken Trabzon’daki Amerikan üssünde 1963 yılında karşılaştığı durumu 23 Ekim 1969 tarihli Devrim’den aktarmakla yetineceğiz: “Üs komutanı albay, bizi büyük bir merasimle karşıladı. Albay kantin, kulüp, yemekhane, mutfak gibi tesisleri gezdirdi. Biraz ötedeki etrafı demir kafesle çevrili “gerçek üs”se doğru ilerledim. Amerikalı albay yolumu kesti: 

            -Giremezsiniz, buraya ancak Amerikan uyruklu yetkili kişiler girebilir.

            -Ben ordu komutanıyım. Bulunduğumuz bölgede giremeyeceğim yer olamaz!

            -Emir böyle.

            -Bu hükümranlık haklarımıza tecavüz değil mi?

            -Ama ikili anlaşmalar var... Bir viski almaz mısınız Sayın Paşam?

            -Hayır...

            -Kıtayı denetleyecek misiniz?

            -Hayır... 

Orgeneral Tulga, bu müdahale üzerine, Trabzon’daki Amerikan üssünü terk eder. Müşterek savunma tesislerinden biri  olan Trabzon’daki Amerikan üssünün gerçek anlamı ve amacı,      1. Ordu Komutanına, Amerikalı Üs Komutanının yaptığı muamele de görülüyor. Türkler kendi topraklarında kurulan bu Amerikan Üslerinde bir yabancıdırlar ve her şey onlardan gizlenir.  

10.  Amerika, her yıl Türkiye savunması için 1 milyar 350 milyon Türk Liralık  (135 milyon dolar) savunma malzemesi verir. Bu malzemenin cins ve miktarı, Amerikan Hükümeti ile yapılan istişarelerle ve Amerikan Kongresinin kararına bağlı olarak tayin edilir. Çok defa, Türklerin istedikleri değil de, Amerikalılar, zamanın şartlarına uyarak, ellerinde bulunan ihtiyaç fazlası veya kendi ordusu tarafından artık kullanılmayan modası geçmiş savunma malzemelerini verirler. Örneğin; Kıbrıs’a Türk çıkarmasını önlemek için Türk Genelkurmayının ihtiyaç olarak bildirdiği çıkarma araçları verilmemiştir. Türk Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyaç gösterdiği ve çok önceden verilmesi kararlaştırılan 4 muhrip, Kıbrıs’a ve Yunanlılara karşı kullanılır endişesiyle senelerce teslim edilmemiştir.  

11.  Bu yaşlı muhriplerin Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılması 1969’da tamamlanabilmiştir.Amerikan askeri yardımı adıyla senelerden beri devam ettirilen ve bol bol propagandası yapılan savunma malzemeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savaş hazırlık durumunu, üyesi bulunduğu NATO’nun tespit ettiği standartlara çıkaramamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kabul edilebilir en düşük savaş standartlarına yükselebilmesi için şimdiki masraflarına ilave olarak her yıl 9 milyar olmak  üzere üç yılda 27 milyarlık ek bir ödeneğe ihtiyaç olduğu MSB’ lığı’nın bir broşüründe açıklanmıştır. Rusya ile Amerika, aralarında çıkacak bir savaşın her ikisini de mahvedeceğini gayet iyi bildikleri için, “barış içinde birlikte yaşama” ilkesi ile birbirinin varlıklarını ve güçlerini kabul etmişler ve aralarında savaş yapmamada kararlıdırlar. Böylece bir savaştan kaçınmak için ellerinden geleni sonuna kadar yapacaklardır. İki hükümetin başkanını direkt olarak birbirine bağlayan teleks hattı da bu kararın bir sonucudur. Fakat, bu iki büyük devletin dışındaki ülkeler için durum hiç de böyle değildir. Amerika’nın Kara Kuvvetleri Komutanı General Maxwell Taylor bir kitabında durumu şöyle belirtiyor. 

“İdareciler, genel bir atom harbini yalnız ve ancak en son kaçınılmaz bir hareket olarak başlatacaklardır. Bu anlaşmazlıklar genel bir savaşa dönüşmeden önce, büyük ölçüde askeri harekat olabilir. Çünkü çatışmayı mahalli bırakmak aynı şartlara göre, tarafların karşılıklı çıkarlarına da uygundur. Sonuçların nasıl olacağı ve nereye varacağının önceden kestirilememesi endişesiyle ve benzeri sebeplerle, nükleer silahların mahalli savaşlarda kullanılmalarının sınırlanması da muhtemeldir. Atom silahlarının kullanılmasının sınırlanması eğilimi, savaş alanının asıl sahibi olan millet tarafından da desteklenebilir. Savaş alanının asıl sahibi muhtemelen, yapılacak bir saldırıya karşı koyması için, bizim kendisine askeri yardım yaptığımız dost bir ulus olacaktır.” 

  1. Savaş alanı, Amerika ve Rusya olmayacağına göre, atom silahlarının ilk kez kullanılacağı savaş alanının saldırıya karşı koyması için, Amerika’nın askeri yardım yaptığı dost ulusun Türkiye olması için şartlar hazırlanmıştır. 
  1. Birinci dünya savaşı sonunda çöken Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları üzerine kurulan bağımsız modern Türk Devleti, sömürgeleşmiş ve ümmetçi Osmanlı devletinden farklı olarak, sömürüden arınmış ve milliyetçiydi. İktisadi kalkınmasını kendi güç ve kaynaklarına dayandırmayı amaç edinen yeni Türk Devleti yabancı sermaye, dış yardım ve dış borçlanmalar gibi konularda isteksiz ve çekingen davranmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilmiş işletme imtiyazlarıyla kurulmuş olan yabancı sermayeli şirketler de devleştirilerek, millileştirilmiş ve böylece ülke kapitülasyonlarının son artıklarından da arınmıştır. Tam bağımsızlık, uluslaşma ve millileştirme ilkeleri yeri Türk devletinin temel politikası olarak, 23 Şubat 1945’e kadar uygulanmıştır.  

Bu tarih TC hükümeti ile ABD hükümeti arasında ilk yardım Antlaşmasının imzalandığı ve temel politikadan da ilk sapmanın başlangıcıdır. Bunu savaş sonrasının ilk yardım antlaşması olan 27 Şubat 1946 tarihli ABD hükümeti ile TC hükümetleri arasında imzalanan 10 Milyon dolarlık kredi antlaşması ve sıra ile diğerleri izlemiştir. Yapılan her yeni ikili anlaşma kendi içinde taşıdığı yeni şartlarla temel politikadan biraz daha uzaklaşma zorunluluğunu da birlikte getirmiştir. İkili anlaşmaların 1950’den sonra az da olsa sayılarında ve çeşitlerinde bir artış vardır.  

Bu durum, 1953 yılı sonuna kadar sürer. 23 Şubat 1945 ile 1953 yılı arasında, Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’de yoklama, araştırma, bilgi toplama, adam seçme ve yetiştirme, örgütlenme, dostluk, yardım ve koruyucu güçlü devlet propagandalarıyla Türkiye’ye yerleşme faaliyetlerini içine alan bir hazırlık devresi olarak kabul etmek lazımdır. Çok sayıda ve ağır bağlayıcı şartlar getiren, Türkiye’nin egemenliği ve ulusal güvenliğiyle bağdaşmasına  imkan olmayan ikili anlaşmaların kısa aralıklarla veya aynı gün içerisinde imzalandığı 1954, hazırlıklarını tamamlayan ve şartları da uygun bulan Amerika’nın taarruz yılıdır. Türk hükümetinin dış ticarette uyguladığı liberasyon politikasının iflas ettiği, Kore savaşının doğurmuş olduğu avantajların kaybolduğu, hava şartlarının da kötüye çevirdiği, artan iktisadi sıkıntılar karşısında hükümetin çaresiz kaldığı devrenin de 1953 yılları sonlarına rastladığı ve 1954’te artarak devam etmekte olduğu unutulmamalıdır. İkili anlaşmalar ve şartların Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi şartlarla ilgili olarak Amerika tarafından ayarlandığı bir gerçektir. 

Bu taarruz, zaman ve şartlara göre hızı ayarlanarak, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ne kadar Amerika’nın politikasına uygun olarak başarı ile yürütülmüştür. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra, ikili anlaşmalar taarruzunun yavaş yavaş hızını kaybederek durakladığı görülür. Devrimle beraber, dış borçlanmalara karşı sert tepkiler de başlar. Türkiye’nin sürüklenmiş olduğu zor iktisadi durumu ağılaştıracak ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırı, şartları ağır kredilerle borçlanmalara gidilmemesi  kabul edilmiştir. Bu görüşlerin uygulanmaya koyulduğunu  ve 27 Mayıs Devrimi’nin verdiği inançla kurucu meclisin hür havası içinde tartışılarak gerçeklerin dile getirildiğini belgeleriyle açıkladık.  

Milli birlik idaresinin yönetimi devredişinden bir  süre sonra Amerikalıların iktisadi kredi ve yardım teklifleriyle yeniden taarruza geçtiğini görüyoruz. Yapılan her yeni anlaşmaların bağlayıcı, müdahaleci ve sömürücü şartlarını verilen notalarla ağırlaştırma yollarının bu devrede yeniden açıldığına tanık oluyoruz. 1964’te çıkan  Kıbrıs buhranında Amerika’nın ve Amerikan yardımının gerçek amacı Başkan Johnson’un Türkiye’ye verdiği nota ile ortaya çıkmıştır. Yıllarca dost bildiğimiz Amerika, haklı  davamız Kıbrıs’ta Yunanlıların yanında yer alarak ikili anlaşmaların komünizm tehdidine karşı kullanılmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerine Amerika’nın vermiş olduğu silahları, Kıbrıs’a ve Yunanistan’a karşı kullanamayacağımızı sert ve tehdit edici bir dille bildirmiştir. Türkiye’ye yapılacak bir Sovyet taarruzuna karşı NATO’nun da harekete geçeceğini hatırlatan Başkan, Türkiye’yi Rusya ile tehdit ederek yalnız bırakmıştır. Türkiye’yi komünizmden ve onun dolaylı ve dolaysız saldırısına karşı koruyacağı askeri yardım, müşterek savunma ve dolaylı saldırı gibi birçok ikili anlaşmalarla taahhüt etmiş olan Amerika’nın yapılacak bir Rus saldırısı karşısında Türkiye’yi yalnız bırakarak yine komünizm saldırısına karşı üyesi bulunan  devletleri savunmak üzere kurulan NATO Savunma Teşkilatı’nın da harekete geçmeyeceğini kendi Başkanının kaleminden açıklamış olması, Türkiye’nin geleceği bakımından çok yararlı olmuştur.  

Türk-Amerikan ilişkilerinde bir dönüm noktası olan bu olay, Türk halkından yıllarca saklanan gerçeklerin “dost ve müttefik” Amerika’nın Başkanı tarafından açıklanmasından sonradır ki, ikili anlaşmaların ne olduğu veya ne olmadığı Türkiye’de tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye’de bu gerçeklere kulaklarını  tıkayarak, İkili Anlaşmaların olduğu gibi kalmasını isteyen sayıca az,  fakat ekonomik güç yönünden kuvvetli çıkarcı ve işbirlikçilerin de olduğu unutulmamalıdır. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum Mustafa Kemal’in  19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı zaman büyük söylevinde çizmiş olduğu tablodan daha kötü değildir. Bilelim ki, Türkiye bu duruma Atatürk ilkelerinden ayrılarak izlenen uydu politikasıyla zorla sürüklenmiştir. Onu bu durumdan ancak Atatürk ilkelerine dönüp, tam bağımsız Türkiye’yi yeniden kurmak suretiyle kurtarabiliriz. Türk ulusu iktisadi zaferi kazanıncaya kadar  Mustafa Kemal’in başlattığı Kurtuluş Savaşına kaldığı yerden devam edecektir.  

  1. Bu inançla, Büyük Ata’nın: “Tam bağımsızlık elbette siyasal, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir.  Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun olması demektir” sözlerini bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır. Türkiye’de askeri ikili anlaşmalarla kurulan yabancı üsler ve onlardan daha beteri, her biri en azından 40 yıl süre ile bizi iktisadi bağımsızlığa götürecek yolları tıkayan ikili iktisadi anlaşmalar var oldukça, kurtardığın vatanın kalbinin attığı Anıt Tepe’deki ebedi istirahatğahında rahat olmadığını bilenler, her geçen gün biraz daha çoğalacaktır. 

            Sana layık olabilmek için yapılanlar,  yapılmayanların yanında o kadar az ki...

 

 

 
  Bugün 993219 ziyaretçi buradaydı! Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu

ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Siteme Hoş Geldiniz Adil Durusu SAĞLIK VE HUZUR DOLU NİCE GÜNLERE......
Kapadokya Eğlence Merkezi Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free! ÜRGÜP Esbelli Mahallesi Butik otelleri  Create FREE graphics at FlamingText.com

Image by FlamingText.com Check  Out My Rank On PRTracking.com!